23 12 2006

YENİ YILDA SİZİNLE OLMAKTAN HAZ DUYUYORUM.

HAYAT ; bir seven, bir darılan, bir alıp bir veren, bir giden, bir gelen, insanların koşuşturmasıyla devam ediyor. Dün gibi başlayan yeni yılın sonuna geldiğimizde arkaya bakıp tükettiğimiz günlerin bizlere neler getirip, neler götürdüğüne bir bakmak lazım. Yaşanan her gün bir değerse, sizlerle bu sütun  vasıtasıyla iletişim kurmaktan büyük  haz duyuyorum.   Bir kuş için mutluluk, birkaç yem kırıntısı demektir. Bir gül için ise, bir kaç damla yağmur ve bir parça güneş parıltısı. Daha büyük mutluluk varmı diye sormayın onlara.. Bilemezler. Güneşin doğuşundan zevk almazlar. Dolunayın süzülüşünü hayranlıkla seyredemezler. Ne bir annenin çocuğuna bakarken ki duyduğu mutluluğu,   Ne insanlara yardım etmenin coşkusunu. Ne de uzak diyarlardaki insanların yazılarını okumanın zevkini bilemezler.   Tıpkı benim bu vasıtayla size ulaşmanın bana verdiği zevk gibi..   Ayağınızdan Toz eksilmesin,Gezin, eğlenin. Üstünüzden,   Yağmurun iliklere işleyen duruluğu, Karın bembeyaz saflığı, baharın kokusu,  güneşin ısıtan dostluğu, doğanın renkleri, Ve yüreğinizden, Düşlediğiniz yaşamın ümidi, eksik olmasın... Bu dileklerimizi bulutlara koyduk, rüzgarla size gönderdik. Umarız doğru adreste sizinle buluşur.   Yüzyıllardır,bin yıllardır insanlar sevdiklerine hediye verirler. Belki önceleri bir etti, sonraları üç yumurta, daha sonra bir demet çiçek.... Derken altınlar, mücevherler, kıyafetler ve paralar. Ancak; hediyenin verilen paradan çok taşıdığı anlam önem kazanmaya başladı. Tabi bir de karşıdaki kişiye uygunluğu, onu sevindirecek bir hediye olması,   Tabii en önemlisi en gerekli zamanlarda, en tatlı şekilde verilen bir hediye olsa gerek...  Benimde bu sutün vasıtasıyla size sunduklarım benim size 2007 hediyem. Aşağıdaki linki tıklayın. Sizin için dansedeyim yeni yıl için biraz... http://www.elfyourself.com/?userid=ab05313c1bedb0cda2d1b24G06122212  ( bu yazım daha önce yazıl... Devamı

01 09 2006

YASEMİN KOMŞUMUN KURDELA NAKIŞI

NAKIŞ MI TABLO MU ANLAYAMADIM   Devamı

19 12 2006

TANEDE SAKLI KEYİF (KAHVE)

Gaziantep’den hala kızı Zuhal bugün bana hoş bir yazı yollamış. Sizinle paylaşayım derken bende birşeyler ekledim. Hoş kahve kokusu gibi mis gibi bir yazı oldu..  Eminönü’ndeki Mehmet efendiden yeni kahve alınıp eve gelinmiş, kahve kokusu buram buram burnunuza gelmiş ve hemen bir kahve pişirmiş de yazıyı okumaya öyle başlamış gibi düşünün kendinizi. Aman ya da kalkın bir kahve yapın geçin okuyun canım.. Hadi bakalım.   Her kahve aynı tadı taşımaz.... Nerede içiyorsan, kiminle içiyorsan ona göre değişir... Sahilde oturduğun rüzgarlı bir sonbahar günü, en sevdiğin dostun ağlarken içtiğin kahvenin tadı kederlidir... Kahve  telvesine yüreğinin acısı karışır.    Bir pazar öğle sonrası annenin "hadi bir kahve yap da içelim" dediği kahve huzurludur...Köpükler annenin göz bebeklerine yansır...Dudağının kıyısındaki kalan küçük bir gülümsemedir... Bir gece vakti zil zurna sarhoş birinin içtigi kahve düşünülen kuyudan çıkma çabasıdır... Koyu kıvamlı  kahverengi bir ipe tutunur çıkarsın. Çıktığın an uyuyakalırsın... ferahlıktır!!! Dostlarla içilen kahve neşedir... Kahkahalar köpüklerin üzerinde yüzer... Tek başına gece vakti balkonda içtiğin kahve yalnızlıktır...Acıdır tadı... Ama garip de bir keyfi, lezzeti vardır... Baban için yaptığın kahve sevgi doludur... çay bardağında, az şekerli...Kahve gibi görünmez sana... Ama sıcaktır  dumanı tüter ve kokusu büyülüdür...  Beklemediğin bir anda sana uzatılan kahve başkadır... Isıtır insanın...içini... Yorgun olduğunda içtiğin kahve hafifletir seni... Kendine getirir,unutturur günün ağırlığını... Kahve aynı kahvedir b... Devamı

31 08 2006

ÇİĞDEM AYMAN'A AİT ŞAHASERLER DÜNYASI

YUKARIDAKİ ESERLERİN SAHİBİ ARKADAŞIM ÇİĞDEM'İN  BLOGCU SİTESİYLE TANIŞMAMDA DA BÜYÜK ROLÜ VAR. ÇÜNKÜ BİR SABAH BANA DEDİ Kİ;"SERPİL BLOGCU DİYE BİR HOBİ SİTESİ VAR. HARİKA ŞEYLER VAR BİR BAK İSTERSEN", İŞTE O GÜN BUGÜNDÜR BEN BU SİTENİN MÜPTELASIYIM. ONA BİR GÖNÜL BORCUM VAR. BANA GÖRE ŞAHASER OLAN ESERLERİNİ BURADAN YAYINLAMAYI BİR BORÇ BİLİYORUM VE BUNDAN DA GURUR DUYUYORUM. KENDİM BU KONUDA BECERİKSİZDE OLSAM DA.... OLSUUUN CANIM BENİM YETENEKLİ ARKADAŞLARIM VAR. BANA ARKADAŞINI SÖYLE SANA KİM OLDUĞUNU SÖYLEYEYİM İLKESİNDEN YOLA ÇIKARAK BU SÜTUNDA YETENEKLİ ARKADAŞLARIMI SİZE SUNUYORUM. BENDE ONLARI İZLEYEREK BÜYÜK ZEVK ALIYORUM.... Devamı

23 08 2006

NONO'MUZUN ŞALLARI

NONO Benim yakın komşularımdan. Son dakka örgüleriyle tanınır.  Günlerimiz oldu mu bekleyin ki Nono hangi güzel el emeklerini yeni taze taze bitirmiş ve bize sunmaya hazırlanmıştır. Dün gece koşa koşa geldi ve şahaserlerinden bazılarını getirdi.. Ayrıca aşağıda sunduğum eldiveni de dün gece bana örüp getirmiş. Elime takıp resmini yayınlayacağım size...  Nono bu daha çıkınından neler çıkarır bilinmez.   Devamı

20 08 2006

DERYA YILMAZ'IN İLK ESERİNİ GURURLA SUNARIM.

BU ESER ARKADAŞIM DERYA'NIN İLK ESERİ OLDUĞU İÇİN BÜYÜK ÖNEM TAŞIYOR. BÖYLE SAN'AT ESERİNİ BENİMLE PAYLAŞTIĞI İÇİN TEŞEKKÜRLER. BENDE SİZLERE SUNUYORUM. Devamı

13 12 2006

ÇOCUK SEVGİSİ BU MU? KESİP SAKLADIM, OKUYUN İSTEDİM.

25 senedir kalın kaplı bir defterim vardır  ve bu deftere hoşuma giden, anlamlı bulduğum her yazıyı keserim ve itinayla  yapıştırırım. Zaman zamanda onları okurum. Yani bu defter, bilgisayar ve internet yok iken, yeni kopyala/yapıştır işleminin, kes/yapıştır ve zaman zaman da oku denilen eski versiyonudur. Gazetelerden kesilen bu yazılar, eskiden bakkalarda kesekağıdı olmak gibi bir kamu hizmetinden kurtularak zamanın ötesine birşeyler iletmek göreviyle bu defterimde beklerler.. Ta ki can sıkıntısından yapacak iş bulamayan bir kişinin bu defteri okumak üzere eline almasıyla görevini tekrar ifa ederler..     İlk kardeşimin çıkardığı bir gazeteyle köşe yazıları yazma gibi küçük bir görev üstlenirken köşemin adını bu nedenle hiç düşünmeden "Kesip Sakladıklarım" adını koydum.   İş site açmaya gelince de isim koymakla hiç zorlanmadım. Adı Kesip Sakladıklarım olmalıydı..  İşte böyle bir görevle defterim yine yaptı yapacağını, şöyle bir karıştırınca beni çok etkileyen bir yazının gözlerime ulaşmasını sağladı....  İşte neden böyle bir yazıyı yazmamla ilgili kısa bir giriş yazdıktan sonra size defterimden hoşuma giden bir yazının en can alıcı bölümlerini aktaracağım.   " Neden illa kendi çocuğumuz olsun istiyoruz? Bu çocuk sevgisi değil. Bu kendini aşırı sevme, düpedüz kendine aşık olma durumu.. Hayatınız boyunca tedavi olmak üzere milyarlarca harcadığınız lirayı, yaşayan bir çocuğa harcasanız değmez mi..Ben mükemmelim ve benim küçük versiyonlarım da mükemmel olacak. Kanıtlasın kadınlığını.. Sevdirsin kendini kocasına Aman Aman. Ve bu bencillik sayılmasın. Çocuğunuz yoğun bir tedavi sonucunda bile olmuyor, ne yapalım. Bari olan bi... Devamı

08 12 2006

DAR AYAKKABI İLE YÜRÜME SANATI

SİTEMİN ADI "KESİP SAKLADIKLARIM" OLDUĞU İÇİN; SADECE KENDİMİN KESİP SAKLADIKLARINI DEĞİL, SİTEMİN MUDAVİMLERİNDEN OLAN KİŞİLERİNDE KESİP SAKLADIĞI YAZILARI DA YAYINLIYORUM. KARDEŞİM İLKAY ÇALKILIÇ'IN BEĞENİP GÖNDERDİĞİ YAZIYI SİZİNLE PAYLAŞIYORUM.   "O bayram bana ayakkabı almaya karar verdiler. Hazır ayakkabı satan mağaza yoktu şehirde Tek ayakkabı yapan dükkanında ayakkabıcı çıplak ayağımı bir kartonun üzerine koydu, iyice basmamı söyledikten sonra ağzındaki kurşun kalemi alıp ayağımın çevresini çizdi. O ayağımın çizildiği karton benim ayakkabı numaramdı. Günlerce yeni ayakkabılarımın hayalini kurdum. Babamın anlattığına göre ayakkabılarım siyah ve bağcıklı olacaktı. Kapının her çalınışında koştum. Ayakkabılarım bayramdan bir gün önce geldi, siyah-bağcıklı. O gün onları giymedim. Bayram gecesi yatağımın altına yerleştirdim yeni ayakkabılarımı. Arada bir kalkıp kutusundan çıkartıyor, yere koyuyor, yukarıdan, yandan, önden bakıp duruyordum. Parlak ve yuvarlak burnunu gecenin karanlığında kim bilir kaç kez okşadım. Uyku girmedi gözüme. Sabahleyin ev ahalisi kalktığında, ayakkabı kutusu kucağımda sandalyede oturuyordum ben. Ayakkabımı babam giydirdi. Ayağıma olmamıştı ayakkabılarım, dardı ve canımı yakmıştı. Ama bunu babama söylemedim. O "Sıkıyor mu?" diye sordukça "Hayır" yanıtını veriyordum. "Dar, ayağımı acıtıyor" desem, geri gidecekti ayakkabılarım ve ayakkabıcının hemen bir yeni ayakkabı yapması olanaksızdı. O bayram sabahı canım yana yana yürüdüm. Bir süre sonra acı dayanılmaz oldu. Dişimi sıktım. Topalladım. Soranlara "Dizimi vurdum" dedim, ama ayakkabılarımın ayağımı sıktığını kimseye söylemedim. Doğrusunu isterseniz yaşam dar... Devamı

04 12 2006

HALK BÖYLE Mİ İSTİYOR GERÇEKTEN!!!!

  SİZ BÖYLE BİR TELEVİZYON İSTİYOR MUSUNUZ YORUMLARINIZI BEKLİYORUM..  Tüm televizyonlarda ki sunucuların ve yapımcıların ağzında “halk böyle istiyor” lafını duymaktan bıktık usandık.. Bu mantıkla bakarsak; öğrenciler okulda ders yapmak istemiyor, eğer öğretmen geyik muhabbetler yapsa, her derse müzik yayınlasa, oyunlar, danslar yapsa hangi öğrenci okulu sevmez... Öğrenciler böyle istiyor diyerek tüm öğretmenler hiç bir şey öğretmese... Nasıl olurdu acaba...   Televizyonda evimizin bir çeşit öğretmeni olduğuna göre; özellikle ev hanımlarının dünyaya açılan penceresi ise ve ev hanımları sabah programlarının müptelası ise,   Siz yapımcılar, siz sunucular yaptığınız programların arasına biraz eğitici, biraz öğretici bazı şeyler koysanız ne güzel olur değil mi? Halk böyle istiyorsa onun yanına biraz da bilgi koyalım ve bu vesileyle insan yetiştirmenin en önemli varlığı olan anneleri bu sabah programlarıyla eğitelim.   Şimdi başlayan Temiz Ekran Platformu kampanyasına destek olsun diye bende sayfa sonuna bu amblemi ekledim. Dizilerde yayınlanan konuları gerçekmiş gibi tartışma konuları yapmak bu ülke kadınlarına hiç bir şey kazandırmaz, aksine cahil olanların aklını karıştırır.   Bu konu ile ilgili size sitemin adı üzerine “Kesip Sakladığım” bir yazıyı aşağıda yayınlayacağım. Yazı Sabah Gazetesi yazarı Sn. Yılmaz Özdil’in bir yazısı. Çok beğendim ve sizlerle paylaşayım dedim...     *** Parayı bastırıp... Torunu yaşında kız çocuklarını şehvetle koynuna alan sapık moruğa, "damat" deniyor bu ülkede.     *** Sonra diyorlar ki, "Türkiye nasıl olur da, çocuklara karşı cinsel suçlarda dünya bir... Devamı

29 01 2006

YAŞ OTUZBEŞ

35 YAŞ ŞİİRİ Yaş otuz beş yolun yarısı eder.Dante gibi ortasındayız ömrün.Delikanlı çağımızdaki cevher,Yalvarmak, yakarmak nafile bugün,Gözünün yaşına bakmadan gider.   Şakaklarıma kar mı yağdı, ne varBenim mi Allah'ım bu çizgili yüzYa gözler altındaki mor halkalarNeden öyle düşman görünürsünüz,Yıllar yılı dost bildiğim aynalar   Zamanla nasıl değişiyor insan!Hangi resmime baksam ben değilim.Nerde o günler, o şevk, o heyecanBu güler yüzlü adam ben değilim;Yalandır kaygısız olduğum yalan.   Hayâl meyâl şeylerden ilk aşkımız;Hatırası bile yabancı gelir.Hayata beraber başladığımızDostlarla da yollar ayrıldı bir bir,Gittikçe artıyor yalnızlığımız.   Gökyüzünün başka rengi de varmış!Geç fark ettim taşın sert olduğunu.Su insanı boğar, ateş yakarmış!Her doğan günün bir dert olduğunu,İnsan bu yaşa gelince anlarmış.   Ayva sarı nar kırmızı sonbahar!Her yıl biraz daha benimsediğim.Ne dönüp duruyor havada kuşlarNerden çıktı bu cenaze Ölen kimBu kaçıncı bahçe gördüm tarumar.   Neylersin ölüm herkesin başında,Uyudun uyanamadın olacak.Kim bilir nerde, nasıl, kaç yaşındaBir namazlık saltanatın olacak,Taht misâli o musalla taşında.   CAHİT SITKI TARANCI... Devamı

20 06 2006

MUTLULUK

"MUTLULUK"  NEDİR? HANİ "MUTLULUĞUN RESMİNİ YAPABİLİRMİSİN ABİDİN" DİYEN ŞAİRİNKİ GİBİ Mİ?   YOKSA AŞAĞIDAKİ GİBİ Mİ? __________________________________________ MUTLULUK ARAMAZ UZAKLARDA İNSAN BİLSE MUTLULUK HİÇ BİR YERDE DEĞİLDİR. BİZDE DEĞİLSE.. *** SULAR ÖYLE GÜZEL AKAR RÜZGAR ÖYLE HOŞ ESER Kİ BAZEN BIRAK AKINTIYA KENDİNİ, KATIL RÜZGARA, İSTER YAPRAK OL, İSTER KUŞ, İSTER BULUT BELKİ BİR YILDIZDADIR ÖZLEDİĞİN MUTLULUK   BAŞTAN BAŞA KAPKARA BULUTLARLA ÖRTÜLSE DE RUHUNUZ BAŞTAN BİR YERİNDE KÜÇÜCÜK BİR MAVİLİK ARAYIN BULURSUNUZ. MUTLULUK SÜREKLİ OLSA MUTLULUK OLMAZDA ADI HAVA GİBİ, SU GİBİ İNSAN ONUNDA FARKINDA OLMAZDI... ... Devamı

15 08 2008

EMEKLİYE EMEKLİYE BİR HAL OLDUK

BEBEKKEN EMEKLİYOR DİYE SEVİNİYORLAR, YAŞLIYKEN EMEKLİSİN DİYE SEVİNİYORLAR.... Emeklilik ne demekti ya!!!.. Oooo bana çok uzak... Emeklik mi düşünemiyorum bile... Dedik dedik  ne oldu göz açıp kapayınca ya kadar işte emeklilik kapıya dayandı..  İnsan sanki hiç çalışmamış gibi mi oluyordu... yoksa herşeyin bitmesi demek miydi?  Haaaayır!!!! İki varlığa çok acırım. Biri bebekler, biri yaşlılar. Çünkü ikisine ait korunma evleri vardır. Bebekken emekliyor  diye sevinirler... Yaşlanınca emeklisiniz diye sevinirler... Yani kısaca emeklilik yeni bir şeye adım atmaktır.. Yeni bir hayat, ikinci bahar, meşgale bulursan da hoş, kendine ayrılan zaman... Şimdi sizlere başka konuda yazılmış bir yazının emekli/çalışan diye değiştirdiğim değişik bir versiyonunu  sunuyorum.. Kendimi avutmakta olsa.. Olsun emekliyim, gencim, güzelim... İnternetteyim gezinmekteyim. Birgün motoruma atlayıp gezeceğim diye hayal etmekteyim.... EMEKLİ / İŞTE ÇALIŞANLARIN Karşılaştırması; EMEKLİ; Zamanınızı GENİİİİİŞ BİR YATAKTA, RAHAT KOLTUKTA geçirirsiniz. ÇALIŞAN; zamanının çoğunu sert sandalyede geçirirsiniz. EMEKLİ; Üç öğün bedava yemek yersiniz, ( ne bedavası yaaa.. kim demiş.. telefon parası, herşey o kadar artıyor ki.. en basiti kahvaltı etmeden işe gidenler... bir sürü kahvaltılık alıyor... ama maksat emekli övmek ya.. bedava diyelim bozmayın işte..) ÇALIŞAN;  Tek bir yemek arası vardır, onu da kendisi öder.. EMEKLİ;  İyi davranışınızdan dolayı serbest zamanla kendinizi ödüllendirirsiniz... ÇALIŞAN;  İyi davranışınızdan dolayı daha çok işle ödüllendirilirsiniz. EMEKLİ;  Kendi kapınızı kendiniz kilitler, istediğiniz gibi girer çıkarsınız. ÇALIŞAN;  Büt&... Devamı

16 01 2006

ŞÜKÜR

  Bugün Allah'a şükredeceğim; çünkü : a.. Gökkuşağının damlalarını, b.. Kar tanelerinin düşüşünü, c.. Güneşin altın rengini, d.. Gün batımının pembe morluğunu, görebiliyorum a.. Taze bir balığı, b.. Yeni kesilmiş bir limonu, c.. Yeni kaldırılmış samanları, d.. Bebeğin altındaki pudrayı koklayabiliyorum . a.. Telefonun zilini, b.. Cazın sıcaklığını, blues'un serinliğini, c.. Torunumun fısıldadığı sırları, duyabiliyorum. a.. Soğuğun keskinliğini ve ağrıların batışını, b.. Kalbimin atışını ve gözlerimi kırptığımı, c.. Bir yaprağın damarlarını, hissedebiliyorum a.. Dilimin üzerinde biberli sosun acılığını, b.. Yoğurdun kaymağını ve cipsin gevrekliğini, c.. Yeni dilimlenmiş bir greyfurdun ekşiliğini, d.. Kokulu bir çayın burukluğunu, tadabiliyorum. Bugün, gözlerim, burnum, kulaklarım, cildim ve dilime teşekkürlerimi sunacağım. Bunlar, dünyadaki iyi şeyleri ve Allah'ın iyiliğini bilmemi sağlıyor. Bugün, ailem ve dostlarım, inançlarım ve bayrağıma teşekkürlerimi sunacağım. Bugün her şeye teşekkür edeceğim. Bugün, "Allahım bana çok şey verdin.Bir şey daha ver,iyilik yüklü bir yürek" diyeceğim.     ... Devamı

16 01 2006

SU GİBİ

Dostlar ırmak gibidirKiminin suyu az, kiminin çokKiminde elleriniz ıslanır yalnızcaKiminde ruhunuz yıkanır boydan boyaİnsanlar vardır; üstü nilüferlerle kaplı,Bulanık bir göl gibi...Ne kadar uğraşsanız görünmez dibi.Uzaktan görünüşü çekici, aldatıcıİçine daldığınızda ne kadar yanıltıcı....Ne zaman ne geleceğini bilemezsiniz;Sokulmaktan korkarsınız, güvenemezsiniz!İnsanlar vardır; derin bir okyanus...İlk anda ürkütür, korkutur sizi.Derinliklerinde saklıdır gizi,Daldıkça anlarsınız, daldıkça tanırsınız;Yanında kendinizi içi boş sanırsınız.İnsanlar vardır, coşkun bir akarsu...Yaklaşmaya gelmez, alır sürükler.Tutunacak yer göstermez beyaz köpükler!Ne zaman nerede bırakacağı belli olmaz;Bu tip insanla bir ömür dolmaz.İnsanlar vardır; sakin akan bir dere...İnsanı rahatlatır, huzur verir gönüllere.Yanında olmak başlı başına bir mutluluk.Sesinde, görüntüsünde tatlı bir durgunluk.İnsanlar vardır; çeşit çeşit, tip tip.Her biri başka bir karaktere sahip.Görmeli, incelemeli, doğruyu bulmalı.Her şeyden önemlisi insan, insan olmalı...İnsanlar vardır; berrak, pırıl pırıl bir deniz.Boşa gitmez ne kadar güvenseniz.Dibini görürsünüz her şey meydanda.Korkmadan dalarsınız, sizi sarar bir anda.İçi dışı birdir çekinme ondan.Her sözü içtendir, her davranışı candan...Can Yücel   Devamı

16 01 2006

SEVEMEDİ İSTANBUL İKİMİZİ

Seninle hiç İstanbul'da olamadık Göremedi İstanbul ikimizi...Ne bir semaver tüketebildikNe Aşiyan'da hüzün...Bir tepeden seyretmek için bu güzelim kentiNe Çamlıca kısmet oldu ne Piyer Loti...Hiçbir vapur taşımadı bizi Marmara'daBir güvertede seniLiseli aşıklar gibi dakikalarca öpemedim..Ellerini avuçlarımda tutup ta içimi dökemedim Şöyle bir elimi atıp ta omzuna Kolun belimdeYürüyemedim seninle Beyoğlu'ndaBir sinema yada tiyatro koltuğundaParmak uclarıma değmedi dudaklarınPasajda Arjintinleri çekip Nevizade'de bir iki tek atamadıkDoyulmaz uykulara bir türlü yatamadıkSeninle İstanbul'da olamadıkDuyamadı İstanbul sesimizi Sahaflar'da yorulup ta kitaplara bakmaktan Çınaraltı'nda mola veremedik Karışıp çılgın kalabalığına Kapalı Çarşı'nınTadına varamadık bir öğlen rakısınınYada Sultanahmet'te bir müzeyi gezip Dostlara uğrayamadıkGülhane'den uzanıp Sarayburnu'na İntiharı düşünemedik enine boyunaNe Laleli'den geçebildik sevgilim Ne kendimizdenBir çalgılı Kumkapı meyhanesindeAglayamadım doyasıya sımsıcak göğsündeEski İstanbul'da gezdiremedim seniYemiş'te AsmaaltındaNe kaldırımlarımı gördün ne çayhanelerimiNe çocukluğumu bildin ne gençliğimiSeninle hiç İstanbul'da olamadık Saramadı İstanbul hiç bizi Çılgınlar gibi dolanamadık otobüslerleTrenlere binemedikBırak bütününü bu koca kentinSadece bir tek semtin İçinde bile olamadıkİstanbul hiç doymadı bize bitanemmm Bizde O'na doyamadık...    ... Devamı

16 01 2006

KIRILGAN ÇOCUK

Kırılgan bir çocuğum ben Yüreğim cam kırığı Bütün duygulardan önce Öğrendim ayrılığı Saldırgan diyorlar bana Oysa kırılganım ben Gözyaşlarım mücevher Saklıyorum herkesten Ürküyorlar gözümdeki ateşten Ürküyorlar dilimdeki zehirden Ürküyorlar o dur durak bilmeyen gözükara cesaretimden Diyorlar:Bir yanı sarp bir uçurum, Bir yanı çılgın dağ doruğu. Oysa böyle yapmasam ben Nasıl korurum İçimdeki çocuğu? Bir yanım çılgın nar ağacı Bir yanım buz sarayı Murathan Mungan Devamı

28 01 2006

SARI LİRA GİBİ ÖMRÜNÜZ

 YAŞAMAK DEĞİL, BENİ TELAŞ ÖLDÜRECEK”DEDİĞİ GİBİ ŞAİRİN O TELAŞLA, BIRAKIN PARİS YOLUNDA ILIK RÜZGARLARA TARAMAYI SAÇLARIMIZI SEVDİĞİMİZLE DOYASIYA BİR SOHBET BİLE EDEMEDİK BİZ. GÖZÜMÜZ SAATTE     SÖYLEŞTİK HEP KOŞUŞUR GİBİ YAŞADIK, YARIŞIR GİBİ ÇALIŞTIK, HEP YETİŞİLECEK BİR YERLER VARDI, ARANACAK ADAMLAR, YAPILACAK İŞLER, BİR SONRAKİ GÜNÜN TELAŞI, BİR ÖNCEKİNİN TERİNE BULAŞTI. BAŞKALARININ HAYATI, BİZİMKİNİ AŞTI, KÖR KARANLIKTA ÇALAR SAAT SESİ YERİNE KUŞLUK VAKTİ, KIZARMIŞ EKMEK KOKUSU, VEYA YAVUKLU BUSESİ İLE UYANMA DÜŞLERİNİ HABABAM ERTELEDİK. 20’Lİ YAŞLARDAYKEN 30’LARA KURDUK SAATİN ALARMINI 30’LARIMIZDA 40’LARA BELKİ   SONRA 50’LERE “LAKİN ÖYLE  YANLIŞ KURGULANMIŞ Kİ  HAYAT KUŞLUKTA UYANMA FIRSATINI SUNDUĞUNDA SİZE ARTIK UYKU GİRMEZ OLUYOR GÖZLERİNİZE DOYASIYA SÖYLEŞMEK TELAŞSIZ GÜNLER İÇİN BOL ZAMANA KAVUŞTUĞUNUZDA SÖYLEŞECEK, DERTLEŞECEK KİMSECİKLER KALMIYOR YANINIZDA. ÖZENLE YARINA SAKLADIĞINIZ BİR SARI LİRA GİBİ ÖMRÜNÜZ, VAKTİ GELİP SANDIKTAN ÇIKARDIĞINIZDA BİR DE BAKIYORSUNUZ Kİ , TEDAVÜLDEN KALKMIŞ    ... Devamı

01 02 2006

KÜÇÜK MUTLULUKLAR

KÜÇÜK DERELERDİR BÜYÜK NEHİRLERİ OLUŞTURAN KÜÇÜK MUTLULUKLAR, KÜÇÜK, KÜÇÜÇÜK DERELERDİR. BÜYÜK NEHRİ ARARKEN ÜZERİNDEN ATLADIĞIN ARKANA DÖNÜP TE BAKMADIĞIN,   KÜÇÜK MUTLULUKLAR; ÇITIR ÇITIR KARAKÖY SİMİDİDİR, ÇAYIN YANINDA, ANİDEN RADYODA KARŞINA ÇIKAN ŞARKI, KAR YAĞINCA TATİL OLAN OKUL, YA DA BİR YAKINININ İYİ OLDUĞU HABERİ..   BAŞARILI BİR REJİMİN BİRİNCİ GÜNÜ SOKAKTA SEVEBİLDİĞİN KEDİ YÜRÜYEN GÜVERCİNİN KAFASI TENEKEDEKİ FESLEĞEN   KURUMUŞ ÇAMAŞIRLAR, BELKİ BİR KIŞ İKİNDİSİ GERİ GELEN ELEKTRİK, BABANIN HİKAYELERİ, ANNENİN YEMEKLERİ, TAMİR ETTİĞİN ALET, SEVDİĞİN TİŞÖRTÜN YATARKEN GİYDİĞİN, BİR DOSTUN BAŞARISI, NELER ÇEKTİĞİNİ BİLDİĞİN VE SEVGİSİNİ GÖNLÜNDE HİSSETTİKLERİN   ELİNİ SIMSIKI TUTAN MİNİCİK EL. DUDAĞINDA GÜLÜMSEME, YAVRUSUNUN KONUŞMALARINI DİNLEYEN ANNE... BİRDEN ÇIKTIĞIN YOLCULUK,   SANA AÇILAN KAPILAR SANA KAPIYI AÇANLAR,   HOŞ GELENLER HOŞ BULDUKLARIN   YALNIZ KALABİLMEK DİLEĞİNDE KAVUŞABİLMEK ÖZLEDİĞİNDE   SON SATIRLARIMI  SİZE BIRAKIYORUM. KENDİ KÜÇÜK MUTLULUKLARINI YAZMAN İÇİN, BUNDAN DA KÜ ÇÜCÜK MUTLULUKLAR DUYMAN İÇİN. YALÇIN ERGİR      ... Devamı

30 01 2006

ZİGON SEHPA

Bu gün ordaydımAynı yerde, aynı evdeAynı kapıdan girdim içeriTesadüf bu ya aynı anahtar kalmış bendeSandalyede yeleğini unutmuşsun,Masada kahkahanı,Mutfak da bardağını.Salon da duruşunu unutmuşsun.Sonra yan oda da hıçkırığını,Koridorda gözyaşlarını.Kapıda çarpıp çıkışını unutmuşsun.Bir çiçeğin zehri düşmüş zigon sehpaya.Bir rujunun rengi düşmüş oval aynaya.O kavgadan arta kalan kırık vazoyla.İkimizin kalbi düşmüş tozlu balkonaDuvardaki resminde gülüşün kalmış.Son içtiğin fincanda dudak izlerin.Portmantonun yanında gidişin kalmış.Kapıda bıraktığın ayak izleri.Yastığının üstünde saçını buldum.Posta kutusunda mektuplarını.En son dinlediğin şarkını buldumO hicazda kalmış göz yaşlarını.Yazan böyle yazmış demek şarkıyı.Nasıl anlam buldu sen olmayıncaNeyleyim köşkü, neyleyim sarayıİçinde salınan yâr olmayınca Devamı

31 01 2006

BAŞIM VE GÖNLÜM

Başım dedi dinlenGönlüm dedi koşBaşım dedi durulGönlüm dedi coşBaşım yüreksizdiGönlüm ise boşVarlığım orada kaynadı gittiBaşımla gönlümü edemedim eşBiri yüz yaşında biri yirmibeşEn sonunda sardı bacayı ateşVarlığım orada kaynadı gitti   Devamı

25 07 2006

RADYO TİYATROSU

GÖZÜNÜ SEVDİĞİMİN İSTANBUL'U OYNAYANLAR:   FİRDEVS   TAHİR   SEVTAP RUHİ      1.ÇOCUK:  2.ÇOCUK   EFEKT. KORKMAZ ÇAKAR    (Otobüsten inen iki çift terlemenin ve yorgunluğun etkisiyle hızlı adımlarla en yakın parka gelir. Ama daha önce birbirlerine otobüste gıcık kapmışlardır. Çünkü biri köyden gelmiş giysileri kat kat olan karıkoca bir çift ve çocukları, diğeri de ince askılı elbiseli modern bir çift ve çocukları. Aralarındaki konuşmaya bir kulak verelim.)   FİRDEVS (Köylü Kadın): Leeen Tahir. O sıkışık sıkışık otobos mudur neyin o aletlerle goca İstanbul’u gezdik. Heeeç bir şey anlayamadık. Şimdi bura bizim köyün hangı yanıdır. Nedir ne değildir. Anladıysam aha şuraya okuma yazma bilseydik çızdıttıracadım heeeç bir şey anlayamadım.   LEN TAHİR : Boşver lan garı. Bak buraya bark diyorlar. Çocuk barkı. Her yerde bunlardan var imiş bu İstanbul’da. Otobüste sıkışıdı. Biraz havalanalım gayri. Elbette galacak bir yer buluvereceğiz. Hem kızda şuracıkta oynayıversin bakalım.   (Onlar böyle konuşurken birken yanlarındaki banka otobüste karşılaştıkları ve birbirlerine herhallerinden gıcık kaptıkları modern çift ve çocukları gelir.)   SEVTAP. Ruhiii. Gel canım çocuk şu parkta biraz oynasın. Bebek parkının bu hoş kokusu beni her zaman mutlu eder. (Birden yan tarafta Firdevs ve Tahir’i görür) AAAAA. Ruhiii, Ruhii gördün mü gördün mü söyle çabuk şu yan banktakiler,  otobüsteki o pis kokulu yaratıklar değil mi... Bende diyordum ki park neden böyle kokmuş. İğğğğrenç. Gördün mü Ruhiii. Herkesler burada kalk gide... Devamı

07 05 2008

OĞLUM AYTAÇ'A

     3,5 KİLO (OĞLUMA) (Her anneler gününde yıllar önce ki yazımı yayınlıyorum. böylece tüm annelerin duygularını tazeliyorum.)          9 ay.... Bu laf benim lügatımda sadece espriden maruzdu. “Birini sevdin mi 9 ay 10 gün sonra 3.5 kilo kadar bir fazlalığın olacak” derdim şakayla karışık her genç kıza... İşte bu 3,5 kilo kadar olan fazlalık canımdan çok sevdiğim dizeler yazdıran oğluma ait... Hastanede sancının vücuduma verdiği ağrılarla, yanıbaşımda bulunan aileme “ ne doğum, ne evlilik bana göre değil” demişim. Bana göre değil dediğim yavrum şu an 9 yaşında. Ve ben her annenin o beylik sözünü söylüyorum. “Seni iyi ki doğurmuşum” Hayatın zor ve karmaşası içersinde olan bir arkadaşım “Dünyaya çocuk getirmek bence bencilliktir. Sevgi içgüdünü tatmin için çocukları dünyaya getiriyorsun” demişti. O gün olduğu gibi şimdide şiddetle karşı çıkıyorum. Bencillikte olsa ben bu 3.5 kiloya sahip olduğuma memnunum. Onun sıcaklığını, kokusunu ve sevgisini, eşdeğer tuttuğum anne sevgisinde buluyorum. Anneme olan bağlılığım ve sevgim oğlumla bütünleşiyor. Anne-evlat sevgisinin yuvarlanarak kocaman, kocaman olan bir kartopuna benzetiyorum. Yuvarlandıkça kenetlenen, sıkı sıkı sarıldıkça büyüyen, ama yok olmayan, kaybolmayan, kar gibi beyaz ve tertemiz. Hastanede, 3,5 kilo ve bebek takma adıyla  elden ele dolaşan öncelikle küçük burnu gözümün önünden gitmeyen bir canlıyı elime verdiler. Ağzını devamlı yiyecek isteyen balıklar gibi açan, kokusu dünyadaki en pahalı parfümde bile bulunmayan, içimden çıkıpta, içime sevgiyle sokmak istediğim bu varlık&... Devamı

02 11 2006

MADDİYATLA ÖLÇÜLMEYEN AŞKLAR

   AŞK LAYIK OLANDA KALMALI Aşkın insan yaşamına sadece 18-25 yaş arasında yerleştiğini sanırdım bu güne değin. Ta ki Pembe tayyör, tüllü şapka ve hoş bir makyajla 65 yaşında ihtiyar delikanlının kollarında nikah salonuna giren 50 yaşındaki teyzemin hikayesini dinleyene kadar.   50 yaşına kadar tek yaşamış olan bir kişinin aşkının da,  iki kişinin arasında geçmesine rağmen sadece kendi kendine tek başına yaşadığını eşinin ölümünden sonra gerçeklerle karşılaşmasını onun ağzından dinledim. Eşinin ölümünden bir ay sonraydı karşılaşmam. Nikahtaki o hoş halinden eser kalmamış, bu güne kadar yaşını göstermiyorsun genç kız gibisin diye takıldığımız teyzemin yaşından 10 kat daha yaşlı gösterdiğine şahit oldum.  Başladı anlatmaya...   50 yaşındaydım. Zaman akıp gittikçe beyaz gelinlik hayallerim, yerini yavaş yavaş pembe tayyöre bırakmıştı. Kardeşlerimin evlenmesi beni iyice yanlızlığa itmişti. Öncelikle gelinlerimizin “Her yere ablanı götürmek zorunda mıyız” diye serzenişleri artık eskisinden daha çok etkiliyordu beni.   Evlenmek için evlenmem diyordum ama artık bu sözlerimi tutmayacaktım. Gurur ve mağrur görüşüme rağmen mantık evliliğinden oldum olası hoşlanmamıştım. Evlilikte insanın birbirine ısınmasını ve aşık olarak evlenmesini, yüreğinin pır pır etmesini istemiştim bu güne kadar.   Ama bu duygularımı kalbimin bir köşesine  koyup bana sunulan ilk evlilik teklifini kabul etmeye karar verdim. 65 yaşında bir bey hiç evlenmemiş bir bayan arıyordu, hemen kabul ettim. 50 yaşında olmama rağmen genç görünüyordum. 65 yaşında nasıl biri diye düşünmedim bile. İşte her zaman hayalini kurduğum, beni istemeye geldiğinde kalbim pır pır edeceğini hayal ettiğim görücü kolt... Devamı

01 11 2006

3,5 KİLO ADLI ÖYKÜME CEVAP YAZAN BEKAR ARKADAŞIMIN DUYGUSU

Selamlar sevgili arkadaşım, Sana gönderdiğin öykü için teşekkür etmek ve öyküne bende ufak bir deneme ile katılmak istedim.   Her insanın yüreğinde gizlediği bir şeyler vardır. Benim de yüreğimin derinliklerinde sakladığım, kilitli bir kutum var. İçime çöken acıları, hüzünleri içine atar, sıkıca kilitlerim. Yaşantımı, acıları en aza indirerek (Şöyle veya böyle yaşam devam ediyor felsefesi ile) daha güzel geçirebilmem için, kendi kendime oluşturduğum bir oyunu oynarken oluşturduğum bir kutucuk bu. Kutucuk zamanla dolar, acılar, hüzünler dışarılara sızar. Hüznün sıkıntılı havası sarar her tarafı. Acım veya hüznüm gün içinde duyduklarım, gördüklerim ve yaşadığım olaylara göre değişir .   Evet sevgili arkadaşım;   Bugün de, senin öykün, yüreğimin en derin noktalarına gizlediğim, hiç düşünmek istemediğim gibi havasına bile girmek istemediğim hüznümü hissettirdi bana. Böyle zamanlarda içimde öyle büyük bir fırtına kopar ki , direnecek güç bulamayan duygularım darmadağınık olur, içime çöken acı ile bulanır düşüncelerim, boğulur gibi olurum. İşte böyle bir ruh hali içinde boynu bükük, kimsesiz  küçük bir çocuk gibi hissederim kendimi. Gözlerim  dolar, boğazım düğümlenir. Göz pınarlarımda biriken yaşları gizlemek için verdiğim çabalar ise nafile... Birkaç yaramaz gözyaşı fırlar bulunduğu yerden ve yanaklarımdan aşağıya yol bulur. İşte o anda bana en yakın arkadaşım bir kalem ve biraz kağıttır.   Gençlik yılları insanın en verimli çağları. Nasıl da hızla gelip geçiyor. Ne ya... Devamı

17 07 2007

YAŞADIK MI, YAŞLANDIK MI?..

YAŞLANMAK MI O NE DEMEK!!!    Minik minik adımlar atar iken ben, bir elimden babam tuttu,  bir elimden annem...         Bu sözleri okurken, yılların ne çabuk geçtiğini düşündüm.   Şimdi yaşlı olduğunu düşündüğümüz, anne ve babalarımızın statüsüne, neredeyse yavaş yavaş yaklaşıyoruz.   Yaşlılık; hele şerefli bir ömür sürenlerin yaşlılığı, insana bütün gençlik zevklerinden daha değerli sayılacak derecede büyük bir itibarmış meğer.   Geçen gün;  İstanbul’a 4 saatlik mesafede bir yere tatile gitmiştik. Oğlumla sohbet ederken, eski yaşamışlıklarımızdan söz açıldı.   Oğlum; aynı bir roman dinler gibi anlattığım konunun onu mutlu ettiğini söyledi. Ben de coştukça coştum. Anlattıkça anlattım. Bir baktım,  4 saatlik yol bitmiş. İstanbul’a gelmişiz.   Yine, birgün; oğlumla otururken, eski yıllarda okullarda şiir okumanın, milli günlerin daha anlamlı kutlandığına dair konularla ilgili konuşuyorduk. Küçükken, okuduğum şiir anılarımı anlatmaya başladım.   Sonra farkına vardım. İşte ben artık yaşlanmıştım. Çocuğuma her konuda anlatacak ne çok anım vardı...   Annem ve babam yaşlandı artık derken bende çocuğumun gözünde bol anılı bir yaşlı olmuştum.   Bir söz vardır.. "Yaşlılar ansiklopedi gibidir. Tam okunacak zamanda onları alır, rafa koyarsınız. Aklınıza geldiğinde ara sıra arar, karıştırırsınız."   Yoksa; benim de çocuklarım artık,  beni rafta ara sıra bakılan kitaplardan mı sayacaklar.. Ayyy olamaz,  artık kitaplara da bakılmıyor.. İnternet çıktı, internetten tırrt bilgi alınıveriyor. Hiç şansımız kalma... Devamı

10 10 2006

ANTEP MUTFAĞININ PÜFLERİ

Antep Mutfağının püf noktaları... Hemen, hemen herkesin hayran olduğu Antep yemeklerindeki candegerlik, yalnız pişiren keyvanilerin (iyi yemek yapanlar) becerikliliklerinden değil, yörenin toprağında, suyunda ve havasındaki özellikler nedeni ile burada üretilen bitkisel ve hayvansal ürünlerdeki yüksek aroma ve tadın da payı önemlidir. Antep Mutfağının bazı özelliklerini söyle sıralayabiliriz: 1 - Yörede etli ve sebzeli yemeklerin çoğu; yoğurtla pişirilir. 2 - Kazan yemeklerinde kabin kalın, ateşin harsız olması yeğlenir. 3 - Etli yemeklerde hayvan gövdesinin hangi bölümünün hangi yemeğe yakıştığının bilinmesi. Örneğin; bamyaya boyun eti, lahmacuna, döş ve kaburga eti, şiş kebabına küşneme (bonfile), çiğköfteye but eti iyi olur. 4 - Yemeklerde kullanılan ürünlerin yerli olması yeğlenir. 5 - Yemeklerde kullanılan baharat değişiktir. Örneğin; yoğurtlu yemeklerde haspir (safran) veya nane, bazı yemek ve çorbalarda tarhın, ciğer kebabında kimyon, aşurede rezene, sütlaçta tarçın. 6 - Başka yörelerde kelle-paçanın derisi yüzülerek kullanılır. Oysa, burada derisi yüzülmez, ütülerek temizlenir (eskiden bu isi kalaycılar harlı ocaklarında ücretle yaparlardı). 7 - Her yerde bir ya da iki çeşit eksi kullanılırken burada tam yedi çeşit eksi bulundurulur ve yemeğine göre kullanılır. Limon, limon tuzu, koruk, koruk pekmezi, sumak tozu, sumak eksisi, nar eksisi. Örneğin: Bamyaya koruk, sarmaya erik, lahana ve pancar sarmasına nar eksisi, sulu salataya sumak eksisi. 8 - Hem sağlık hem tat ve iştah verici olan taze sarımsak çok yemekte kullanılır, öyleci sarımsak asi diye tek basına bir yemek ya da yari yarıya katıldığı bakla tavası vardır. 9 - Lahmacunun harcına soğan değil, sarımsak demet doğra... Devamı

02 11 2006

EVLİLİKTE NE BEKLİYORUZ?

EVLİLİK=SADAKAT Bir kadın için en güzel cümle nedir? Evlilik hoşgörü müdür? Evlilikte sadece çok şey bekleyen kadınlar mıdır? Erkek mi daha çok sadıktır, yoksa kadın mı? Hani ne demişler; “Birini seviyorsan serbest bırak...Geri dönerse senindir... Dönmezse.. Zaten hiçbir zaman senin olmamıştır.” Durun daha bitmedi kadın-erkek üzerine bir özlü söz daha edeceğim. “İyi kadın erkeği etkiler, Zeki kadın onda ilgi uyandırır, Güzel kadın büyüler, Anlayışlı kadın ise ona sahip olur.” Bana göre;  bu laflar konu evlilik olunca, sadece kadın için değil, erkek içinde geçerlidir. Bu özlü sözlerin gerçeği nedir, neye dayanır cevap veremem ama, aşağıdaki hikaye kadınların gönüllerinin çabucacık alınabileceği üzerinedir. “Akşamdan kalma adam, büyük bir başağrısı ile sabah uyanmış.Zorlukla gözlerini açıp, yerinden doğrularak, şöyle bir etrafına bakınmış. Komidinin üstünde bir bardak su ve ağrı kesici ilaç  duruyor. Yatağın ayak ucundaki sandalyede elbiseleri temiz ve ütülenmiş. Ağrı kesiciyi içerken, komidindeki not dikkatini çekmiş; "Kocacığım, günaydın. Kahvaltın mutfakta. Ben alışverişe çıkıyorum, erken dönerim. Seni seviyorum". Kalkıp, giyinmiş ve kahvaltı için mutfağa gitmiş. Bakmış oğlu oturmuş, kahvaltı ediyor. Masada da kendi servisi ve gazeteleri duruyor. Oturmuş, kahvaltısına başlamış ve oğluna sormuş; “Evlat, dün gece ne oldu, biliyor musun?” Oğlan cevap vermiş, ”Evet, dün gece saat 3'ü geçiyordu, sarhoş olarak eve geldiğinde.Önce koridordaki sandalyeyi devirdin, ardından kustun, daha sonra da odanın kapısına kafanı çarptın, bir gözün morardı. Adam, şaşırmış vaziyette: ”... Devamı