10 06 2013

KIŞLA NE DEMEK. KIŞLA İÇİN DEĞER Mİ BİRBİRİNİZİ GERMEYE?

KIŞLA NE DEMEK. KIŞLA İÇİN DEĞER Mİ BİRBİRİNİZİ GERMEYE? |  görsel 1

  Bu resim nereye aittir. Bilen var mı? Hatta onun yıkımından dolayı üzülen. Burası  gündemimize bomba gibi düşen Gezi parkından sonra adı zikredilen meşhur Topçu Kışlası.. Ne olduğunu bilmediğim, hiç de ilgimi çekmeyen bu binanın tarihini okumak, ne işe yaradığını öğrenmek istedim. Taksim gibi her zaman gerginliğin merkezi olabilecek bir yerde yapılacak her iş, karşılıklı anlaşma, hoşgörüyle yapılmalıdır. AKM binası hilkat garibesidir bana göre. Orası yıkılıp çok güzel bir kültür, sanat binası yapılmalıdır. AKP ne yaparsa ayaklanalım mantığı yerine güzelliklerle birlikte bir şeyler yapalım, orayı hoş bir meydan haline getirelim, birlik ve beraberlikle.  Bu vesileyle Topçu Kışlası diye hepimizin yeni öğrendiği bu binayı bir tanıyalım. İşte binanın tarihçesi. “Gezi Parkının bulunduğu yerde 1806 yılında Halil Paşa Topçu Kışlası adıyla Osmanlı, Rus ve Hint mimarisinden izler taşıyan büyük ve ihtişamlı bir topçu kışlası yapıldı. Kışla binası pek çok savaş gördü. Özellikle, 31 Mart Olayları'ndan (1909) sonra önemli hasarlar aldı ve onarım bekledi. Beyoğlu'nun giderek Şişli yönüne doğru gelişmesiyle işlevini kaybetmeye başlayan Taksim Kışlası, 1922 yılında içindeki alanın düzenlenmesiyle Taksim adıyla stadyuma çevrildi. Türkiye Milli Futbol Takımı ilk resmi futbol maçını Romanya ile, Gezi Parkı'nın bugün bulunduğu, bu statta 26 Ekim 1923'de oynadı ve maç 2-2 berabere sonuçlandı. Şehircilik uzmanı Henri Prost imar planını hazırlarken, Dolmabahçe'den Nişantaşı'na yükselen Kadırgalar Vadisi'ni (Harbiye Kongre Vadisi) büyük bir park haline getirme planı dahilinde, Taksim Gezisi'ni de yetkililere &o... Devamı

19 10 2012

ADIM ADIM NİKAH ŞEKERCİLİĞİ

ADIM ADIM NİKAH ŞEKERCİLİĞİ |  görsel 1
ADIM ADIM NİKAH ŞEKERCİLİĞİ |  görsel 2
ADIM ADIM NİKAH ŞEKERCİLİĞİ |  görsel 3

YETENEKLİ HANIMLARIN, YETENEKLİ ÇALIŞMALARI,  BEN ONLARIN BU ÇALIŞMALARINI RESİMLEYİP SİZLERLE PAYLAŞMAK MİSYONUM. ONLARIN ÇALIŞMALARI BENİM İÇİN ÖNEMLİ.   EMEK PINARI İSMİYLE BİR PROJENİN PARÇASIYIZ. İNŞALLAH SESİMİZİ ORAYA DA DUYURACAĞIZ.   Kaynak : selamhayata.blogcu.com   Devamı

21 11 2008

HEP BÜYÜKELÇİ OLMAK İSTERDİM. OLMADI KÜLTÜR ELÇİSİ OLDUM

İSTANBUL 2010'DA KÜLTÜR BAŞKENTİ OLDU YA.. BU YIL İSTANBUL OKULUNUN ÖĞRENCİLERİ ARASINDAYDIM.   İŞTE BİZLERDE BU PROGRAMA DAHİL OLDUK.  KÜLTÜR ELÇİLERİ SEMİNERLERİNE KATILDIK.  DÜN GECEDE CEMAL REŞİT REY KONSER SALONUNDA  MUHTEŞEM NİLÜFER KONSERİ İLE SERTİFİKALARIMIZI ALDIK. LÜTFEN KENTLİLİK BİLİNCİYLE İSTANBUL!DA YAŞIYORUM DEĞİL İSTANBULU TANIYORUM, TARİHİNİ BİLİYORUM DEMEK İÇİN ÜCRETSİZ OLAN BU SEMİNERLERE KATILIN.  ADI İSTANBUL OKULU YERİ ORTAKÖYDE .  AKADEMİSYENLERİN VE SANATÇILARIN AĞZINDAN İSTANBUL!U ÖĞRENİN. ÜCRETSİZ GEZİLERE KATILIN. ZEVKLE TAKİP EDECEĞİNİZ PROGRAMLARIN SONUNDA İSTANBUL KÜLTÜR ELÇİSİ PROGRAMI KATILIM SERTİFİKASINI ALMAYA HAK KAZANIN. BEN KAZANDIM. ŞU AN KARŞINIZDA İSTANBUL KÜLTÜR ELÇİSİ OLARAK BULUNUYORUM.  HARİKA BİR NİLÜFER KONSERİ EŞLİĞİNDE ALDIM. İŞTE KANITI kültür elçisi olmak size ne kazandırıyor. 1. KONSERLERE 2.SÖYLEŞİ.SİNEMA,ŞİİR AKŞAMLARINA 3.SULTANAHMET,SÜLEYMANİYE,BEYAZIT,YILDIZ,    HALİÇ VE BOĞAZ GEZİLERİNE, 4. ŞEHİRLERARASI GEZİLERE 5.KÜLTÜREL SESLİ VE GÖRÜNTÜLÜ YAYINLARA ÜCRETSİZ SAHİP OLACAKLAR. HADİ İSTANBUL İÇİN ELELE VERELİM.   ... Devamı

09 11 2007

FESTİVALLER ŞEHRİ İSTANBUL. ONA SAHİP OLMAK YETMEZ, KORUMAK GERE

ONUNLA İÇİÇE YAŞAMAK YETMEZ;  SEVMEK GEREK ONUNLA ÖVÜNMEK YETMEZ; BİLGİLENMEK GEREK ONA SAHİP OLMAK YETMEZ; KORUMAK GEREK  BİZ MİRASIMIZA SAHİP ÇIKMAYI TERCİH EDEREK İSTANBUL'UN KÜLTÜR ELÇİSİ OLDUK. HAFTASONU HAN VE PASAJ ŞENLİĞİNDEYDİK. ADIMGENC SİTESİNE GİREREK PROGRAMLARI OKUYUN VE ÜCRETSİZ KATILIN. HARİKA ETKİNLİKLER. BİZDEN SÖYLEMESİ Devamı

06 05 2008

SOYUT PADİŞAH

EYÜBOĞLU KOLEJİNDEKİ LİSELERARASI TİYATRO FESTİVALİ ÖDÜL TÖRENİNDEYDİK. OĞLUMUN DA ROL ALDIĞI ŞİŞLİ ANADOLU LİSESİNİN "SOYUT PADİŞAH" ADLI OYUNU EN İYİ YAPIM ÖDÜLÜNÜ ALDI. GECENİN EN ÖNEMLİ ÖDÜLÜYDÜ..  ÇOCUKLAR SEVİNÇTEN HAVALARA UÇTU. TABİİ BENDENİZ DE... OSCAR TÖRENLERİNDEKİ GİBİ HEYECAN YAŞADIK NERDEYSE.. EN İYİ KOSTÜM, EN İYİ OYUNCU FİLAN DERKEN MASADA BİR ÖDÜL KALMIŞTI VE   TAM UMUTLARIMIZ KIRILMIŞTI Kİ....  SUNUCUNUN AĞIR AĞIR HEYECANLI SUNUMUYLA, EN İYİ YAPIM  DALINDA   SOYUT PADİŞAH - ŞİŞLİ ANADOLU LİSESİ DEMESİYLE KUCAĞIMDA OTURAN KIZIMI NEREDEYSE HAVAYA FIRLATACAKTIM.. ÇOCUKLAR KADAR BENDE ÇOK SEVİNDİM. TEBRİKLER TÜM ŞİŞLİ ANADOLU LİSESİ  TİYATRO GRUBUNA,  BAŞROLDE Kİ OYUNCUDAN,   EN KÜÇÜK ROLDEKİ OYUNCUYA KADAR. GECEDE BAYAĞI ÜNLÜ VARDI.. MÜJDAT GEZEN, ANNEM DİZİSİNDEN VAHİDE GÖRDÜM, YABANCI DAMAT DİZİSİNDEKİ MEMİK EMMİ ROLÜNDEKİ ARİF ERKİN VE HATIRLA SEVGİLİ DİZİSİNDEKİ  AHMET'İN ANNESİ ROLÜNDEKİ AYDA AKSEL, ALİYE DİZİSİNDE  KAYINVALİDE ROLÜNDEKİ AYTEN UNCUOĞLU,  IŞIL YÜCESOY, TARIK ŞERBETÇİOĞLU VE  EN ÖNEMLİSİ DE OĞLUMA EMEĞİ GEÇEN ŞEHİR TİYATROLARI SANATÇISI RAHMİ ELHAN.  ÖDÜL BUNUNLA SINIRLI KALMADI.. DİĞER YERLERDEN DE ÖDÜLLER ALMIŞLAR.. PROFİLO KÜLTÜR MERKEZİNDEN  * EN İYİ KOSTÜM ŞİŞLİ İLÇE FESTİVALİ'NDEN İSE,  * EN İYİ YARDIMCI KADIN * EN İYİ YARDIMCI ERKEK * EN İYİ DEKOR *EN İYİ 3. OYUN * LİDERLİK ÖDÜLÜ ... Devamı

08 01 2008

EVLİLİK NEDİR YAHU?

  Melih Cevdet'e sormuşlar,  "Evlilik nedir" diye.. Eskiden demiş, kız tarafının ve oğlan tarafının ailesi biraraya gelir, yeni çiftin kuracağı yuva için beraber hazırlık yapılır, beraberce yeni ev düzülürdü. Tabi o zamanlar evler genelde bahçe içinde müstakil evlerdi. O yüzden buna "evlenmek"denirdi. Şimdi ise yeni evliler apartman dairelerinde yani  katlarda oturuyorlar,  Bu yüzden artık evlilik "katlanmaktır" demiş."   İşte yeni nişanlanan resimdeki çiftimize de (sevgili arkadaşım Nono'nun kızı)   bu konuda bir katkı olarak bu yazıyı yayınlıyorum.   Resimde kız ve oğlan tarafı bir arada....  Hikayemizdeki gibi çiftimize hayırlı evler düzsünler inşallaaaaah... ... Devamı

11 03 2008

ALTIN GÜNLERİ KALBİ YORUYOR MU?

  ALTIN GÜNLERİ KALBİ YORUYOR DİYE BİR YAZI OKUMUŞTUM. İŞTE YUKARIDA  KALBİMİZİ YORAN BİR ALTIN PARDON PARA GÜNÜNDEN BİR RESİM.. YEDİĞİMİZ İÇTİĞİMİZ ŞEYLER, ÖZELLİKLE ALTIN GÜNLERİNDEKİ BOL YİYECEKLER KADINLARIN KOLESTEROLÜN  ÇIKMASINA, KALBİNİN YORULMASINA SEBEP OLUYORMUŞ... OLSUN YAAAA. NE OLACAK... KALBİM YİYEREK YORULSUN... MİDEM GÖTÜRDÜKÇE, KOCAM GETİRDİKÇE YİYORUUUUM OOOHHHH.. GÜNLERDE DE EV SAHİBESİ YAPTIKÇA YİYORUM SİZE NEEEE... OOOHHH... AMA BİR DAHA Kİ GÜNDEKİ İSMİ LAZIM DEĞİL, GİDECEĞİMİZ  EVSAHİBESİ,  YİYECEK OLAYINI  YAŞIMIZIN KEMALE ERDİĞİNE BAĞLAYARAK, SAĞLIĞIMIZ AÇISINDAN KAHVALTIYLA BİTİRMENİN UYGUNLUĞUNA BAĞLAYARAK, FAZLA BİRŞEY YAPAMAYACAĞINI SÖYLEMESİ,  O GÜNDE YEMEYE ALIŞIK KALBİMDE NE HASARLAR BIRAKACAK BİLEMİYORUM AMA... AÇLIKTAN ÖLECEĞİM KESİN. LAFI ANLAYAN ANLADI... (BURADAN KENDİSİNE İTHAF EDİYOR. ON KENDİNİ BİLİR.)     BU RESMİ TÜM ALTIN GÜNLERİNDE Kİ GÜZEL YİYECEK YAPANLARA HELAL OLSUN DİYEREK BECEREKLİ KADINLARA İTHAF EDİYORUM.   Devamı

06 05 2007

İL İL LEZZETLER

İL İL LEZZETLER |  görsel 1

  İL İL LEZZETLER İşte Türkiye'nin LEZZET HARİTASI   2 bin 205 çeşitli yöresel yiyecek ve içecekten oluşan zengin bir mutfağa sahip olan Türkiye'nin lezzet haritası yapıldı. İşte il il ilginç 'özel' lezzetler... EKONOMİ SERVİSİ 06 Ocak 2008 Milliyet Ankara Ticaret Odası ile Ankara Patent Bürosu, Türkiye'nin lezzet haritasını çıkardı. 81 ili kapsayan haritaya göre, Türkiye, 2 bin 205 çeşit yöresel yiyecek ve içecekten oluşan zengin mutfağıyla lezzetli bir ülke.     Hazırlanan lezzet haritasına göre illerin seçilmiş bazı yiyecekleri şöyle:  Adana: Adana kebabı, şalgam suyu, süllüm. Adıyaman: Basalla, yapıştırma, hıtap. Afyonkarahisar: Sakala çarpan çorba, zürbiye, sırtsırta. Ağrı: Abdigör köftesi, gösteberg et, selekeli (saç kavurma). Aksaray: Soğanlama, bamya çorbası, çiğleme. Amasya: Kesme ibik çorbası, unutma beni, eli böğründe. Ankara: Calla, bici, öllüğün körü, saçkıran. Antalya: Arap kadayıfı, karpuz kabuğu reçeli, bergamut reçeli. Ardahan: Evelik aşı, pişi, kuymak (mıhlama). Artvin: Hınkal, çergebaz, gendima. Aydın: Kulak çorbası, pelvize tatlısı, paşa böreği.  Balıkesir: Saçaklı mantı, mafiş tatlısı, börülce ekşilemesi. Bartın: Pumpum çorbası, yumurtalı isbut, kabak burması. Batman: Bumbar, Şam börek, perde pilavı. Bayburt: Tatlı çorba, galaçoş, ekşi lahana. Bilecik: Keklik kebabı, piruhi, samsı. Bingöl: Dut pekmezi. Bitlis: Büryan kebabı, şekalok, çorti köftesi. Bolu: Kedi batmaz, kaldırık dolması, kaşık sapı. Burdur: Testi kebabı, kabak helvası, Burdur muhallebisi. Bursa: Ekşili baş çorbası, etli *****a, İne... Devamı

17 07 2007

1 GÜNDE İSTANBUL

  İSTANBUL'U BİR GÜNDE   GEZEBİLMEK İÇİN ÖNERİ “İstanbul’un diğer şehirlerden ayrı taraflarını görmesi lazım. Evvela Sultanahmet Meydanı’na gelmesi lazım. Hem Ayasofya başta olmak üzere Bizantik dönem eserlerini görebilir, hem de Sultanahmet Camii’ni, taşları, Hipodrom Meydanı’nı… Çinili Köşk’ü görmesi şart, Arkeoloji Müzesi’ni de… Buralar görüldükten sonra muhakkak geleceği yer, Topkapı Sarayı. Eğer gerçekten meraklı biriyse, Topkapı Sarayı’nın yakınında Büyük Bizans Sarayı’nın mozaiklerini görebilir. Buraların gezilmesi öğlene kadar bitmelidir. Hattâ 10 dakikalık bir tur ile Yerebatan Sarnıcı da haritaya eklenebilir.” Bu öneriyi yapan şu anda bir çırpıda okuduğum “İstanbul’da Yaşama Sanatı”nın yazarı Haluk Dursun. İstanbul’u görmek için ömrünün sadece bir gününü verebilen bahtsızı işte böyle teselli ediyor. Geliyoruz bir günün öğleden sonrasına: “Eğer gezen kişi Müslüman’sa Eyüp Sultan’a gönderirim. Haliç ve Eyüp Sultan gezisi yaptırarak tarihi bölgeyi bir güne ancak böyle sığdırabilirim. Eğer yabancı ise Eyüp’e değil Boğaziçi’ne gönderirim. Boğaz’ı, yalıları, o bölgeyi gezmeli.” Anlıyoruz ki İstanbul'u görmek için eski İstanbul'u görmek şart. Eyüp Sultan Camii ise yine Musluman gezgin için İstanbul'un en önemli mekanlarından. Sahi, neden Süleymaniye değilde Eyüp Sultan? Neden bir günlük listenin içinden Koca Sinan'ın muhteşem eseri yok. "Çünkü Eyüp Sultan'ın İstanbul için önemi daha b&uum... Devamı

09 07 2007

BÜYÜKLERE MASALLAR MUTLULUK NEREDE

MUTLULUK NEREDE? İnsanoğlu mutluluğu hep hor kullanıyormuş... Hep şikayetçi hep bıkkınmış... Bir gün melekler mutluluğu saklamaya karar vermişler.     " Saklayalım, zor bulsunlar. Zor buldukları için belki kıymetini bilirler " diyerek  başlamışlar tartışmaya. Sorun büyükmüş.   Mutluluğu saklamak kolay değilmiş çünkü.   Kimisi;    " Everest'in tepesine saklayalım " demiş,   Kimisi;    " Atlas Okyanusu'nun dibine" demiş.    "Tac Mahal'in kubbesi, Mekke sokakları, İtalyan sofrası, bir hastanenin yeni doğan odası,dondurma külahı, şarap şişesi,sigara paketi, lale bahçesi... "     Pek çok yer düşünmüşler ama hiçbiri yeterince zor gelmemiş...       Derken meleklerden biri "İÇLERİNE SAKLAYALIM " demiş.    " Kimsenin aklına gelmez içine bakmak"     İşte o gün bugündür mutluluk insanın kendi içinde saklıymış... Hiçbir mutluluk kolay gelmiyor. Kolay kolay gülmüyor insanın yüzü... Emekte ve insanın içinde saklı mutluluk. Ne başkasının ekmeğinde, ne başkasının evinde, ne de başka bir şeyde...... Bu yüzden gözünüz hep içeride olsun.  (Yazıyı daha önce bir yerde okumuştum. Sizinle paylaşmak için  http://www.denizce.com sitesinden aldım. Ayrıca bu sitenin haftalık adı altında yazıları var bayağı hoşuma gitti.. Siteyi herkese tavsiye ediyorum.) ... Devamı

09 07 2007

İKİ SIFIR SIFIR YEDİ DUASI

  İKİ SIFIR SIFIR YEDİ DUASI     İİki sıfır sıfır altılı zamanlara, bu hafta veda ediyorum.Bir takvime göre, uzun görünen kısa birşeyin başlangıcı yakın.Madem öyle, ben de güzel dileklerde bulunurum. Adını "iki sıfır sıfır yedi duası" koyuyorum. Senin için.           Şöyle başlıyor: Bu yeni zamanda... şöyle devam ediyor: Sevdiğim kim varsa, kendim de dahil, sevebileceğim herkes de dahil...       Sağlığı iyi olsun.   Kalbi ritmini çalsın. Yanakları kiraz pembesi, dudakları bal olsun. Teni sıcak kalsın, enerjisi dışına taşsın. Ciğerlerinden nefes, midesinden gurultu, bacaklarından güç eksik olmasın.     Kanı bol olsun, damarlarında dönüp dönüp dolaşsın.     Sevdikleriyle birarada olsun. Kolu kollarına değsin, gözü gözlerinin içine baksın. Lafları birbiriyle başlasın. Nesi varsa, bölüşücek biri olsun; nesi yoksa, bulup getiricek biri olsun. Bu birileri az ama öz olsun. Bazıları dünyada tek olsun. Sevgisinin tamamını harcasın. Harcasın ki, ona büyük bir miras kalsın.     Sevmekten bıkıp usanmayacağı biri olsun. Onun yeri ayrı olsun. Onu soysun, başucuna koysun ama yalan uydurmasın. O herşeyine, her haline tek tanık olsun. Bir hareketiyle güldüren, bir hareketiyle ağlatan olsun. Duyguların hepsi onda olsun. Kalbi buna teslim olsun. Bütün şarkılar onu anlatsın. Aşık olsun, sırılsıklam olsun. Kurumasın. &nbs... Devamı

27 06 2007

İSTANBUL'DA YAŞAYALIM MI SANATI OLUŞTURALIM HADİ...

İSTANBUL’DA YAŞAMA SANATI...   HALUK DURSUN’UN BU KİTABINI HERKESE MUHAKKAK ÖNERİYORUM.   KENDİNİ NASIL TANITIYOR BİLİYOR MUSUNUZ KİTABININ BAŞINDA..  ÇOK HOŞUMA GİTTİ..   “İSTANBUL’DA DOĞMADIM, AMA İSTANBULLU OLDUM. İSTANBUL’DA YAŞAYIP DA BİR TÜRLÜ İSTANBULLU OLAMAYANLARA, BİR TÜRLÜ İSTANBUL’U YAŞAYAMAYANLARA HEP ACIDIM, ONLARI HİÇ ANLAYAMADIM”   GERÇEKTEN DE BAZI ZAMANLAR ACABA İSTANBUL’LU OLABİLDİK Mİ DİYE HEP DÜŞÜNÜRÜM..   HALUK DURSUN KİTABININ BİR YERİNDE DER Kİ..   “İSTANBUL ERGUVANLARININ, MİMOZALARININ ACIP AÇMADIĞINI İZLEMEK, KASIM SAKALARININ GELİP GELMEDİĞİNİ, BÜLBÜLLERİN ÖTÜP ETMEDİĞİNİ GÖZLEMEK, BOĞAZDA LÜFER AVINA, MEHTABA ÇIKMAK, BİR ESKİ İSTANBUL TADINI YAKALAMAK İÇİN KÖŞE BUCAK DOLAŞMAK,  BİR ESKİ İSTANBUL EFENDİSİNİN SOHBETİNE KOŞMAK, İSTANBUL’UN ANIT AĞAÇLARININ ÖLÇÜSÜNÜ ALMAK,  HALİÇTEKİ SON KAYIKÇIYI, SON BULGAR SÜTÇÜYÜ, SON İSTANBUL BOSTANLARINDA NE EKİLDİĞİNİ TAKİP ETMEK,  İSTANBUL SULARINI TATMAK, İSTANBUL’DA GÜZEL SESLİ BİR MÜEZZİNİN EZANINA KULAK VERMEK, RAMAZANDA BİR HAFIZ EFENDİNİN İSTANBUL USÜLÜ OKUDUĞU KURAN-I KERİM TİLAVETİNİ DİNLEMEK GİBİ  İSTANBUL’DA YAŞAMA SANATININ BÜTÜN GEREKLİLİĞİNİ YERİNE GETİRMEK”   NE GÜZEL BİR YORUM.. BEN SİZLERDEN YANİ,  YANİ AZİZ İSTANBUL’LULARDAN BU KADAR DA ŞEY BEKLEMİYORUM... ÇÜNKÜ BU BİRAZ ZEVK MESELESİ.... HAYAT GAİLESİ İÇİNDE BUNLARI KUSURA BAKMAYIN YAPAMIYORUM DA DİYEBİLİRSİNİZ.  SİZ BUNLARI YAPAMIYOR OLABİLİRSİNİZ AMA BEN İSTANBU... Devamı

23 05 2007

SOKRATES SAVUNUYOR

BU HAFTA ÇOK YOĞUNDUM. GEREK KENDİ ÖRGÜ ÇALIŞMALARIM   (http://selamhayata.blogcu.com sitemdeki cd çantalarım,  dün canlı yayında yaptığım bir çantada örnek gösterilerek Derya Baykal'da bahsedildi.. Kimsesiz Çocuklara yararına yapacağım bu  çalışmaları örgü  sitemde yazacağım.)   GEREKSE OĞLUMUN OYUNLARIYLA YOĞUN BİR HAFTA GEÇİRDİM... OĞLUMUN  9 YAŞINDAN BERİ OYNADIĞI TİYATRO ÇALIŞMALARINA DÜN BİR YENİSİNİ DAHA EKLENDİ... LİSELERARASI TİYATRO FESTİVALİNDE "SOKRATES SAVUNUYOR" ADLI OYUNU İLE  EN İYİ İKİNCİ OYUN, KENDİSİ DE EN ÖVGÜYE DEĞER ERKEK OYUNCU SEÇİLDİ... BU OYUNUN BİR  HAFTALIK BİR OYUN DÜZENİ VAR İDİ... İKİ TANESİ MECİDİYEKÖY PROFİLO GÖSTERİ MERKEZİNDE OYNANDI... SON ÜÇ TANESİ İSE, 25 MAYIS 2007 CUMA GÜNÜ SAAT 13,00'DE KADIKÖY SAİNT JOSEPH'DE,  27 MAYIS 2007 PAZAR GÜNÜ SAAT 13,00 ÜMRANİYE EYÜPOĞLU KOLEJİNDE, 12 HAZİRAN 2007'DE İSE  ŞİŞLİ SAİNT MİCHAEL TİYATRO SALONUNDA OYNAYACAK. MERAKLISINA DUYURULUR... OĞLUM'UN ROL ŞANSI NEDENSE HEP KLASİK'LERDEN. 9-10 YAŞLARINDA HAMLET'İ OYNAMIŞTI.. ŞİMDİ DE SOKRATES'İ...   OĞLUM BİRGÜN DE BİZDEN AHMET, MEHMET'İ OYNA DİYORUM AMA... HEYHAT KADER ONU ESKİ TARİHLERLE TEKERRÜR ETTİRİYOR.. İŞTE ONU TİYATROCU YETİŞTİRDİM. KIZIM 3 YAŞINDA PEK BİR OYNAK.. ONU DA ANADOLU ATEŞİNE KOYARIM ARTIK.. BENDEN BU KADAR ... Devamı

16 04 2007

TÜRKİYE TÜRKLERİNDİR.

TÜRKÇE YAZAN TABELALAR İSTEMEK GERİ KAFALILIK MI? Zaman zaman herkesin yaptığı iştir. Otobüste giderken mağazaların üzerindeki tabelalara göz gezdirmek. Geçenlerde Aksaray'dan metroya bindim. Laleli'den Eminönü'ne kadar tüm mağaza tabelaları, lokantalar İngilizce ve Rusça yazılmış. Tamam bir lisan bir insan ama, bu kadarı da fazla.. Turistleri devamlı gözümde büyütürdüm. Ne akıllı adamlar diye.. Her yerleri çabucacık bulabiliyorlar diye.. Yurtdışına çıktığımda onların hiçte o kadar büyütülecek bir durumları olmadığını gördüm. Meğer bizim tatil yörelerimizdeki garsonlarımız, şoförlerimiz ne kadar akıllı insanlarmış. Asıl turistler değil, çatpat'ta olsa her turistin derdini anlayan akıllı bir milletimiz varmış ve onlara herşeyi sunmuşlar. Turist ülkemizdeki neredeyse tümü İngilizce olan tabelaları okuyormuş da, ondan  rahat rahat dolaşabiliyormuş ülkemizde. Çünkü yurtdışında değil türkçe tabela asmak, garsondan ingilizce bir şey iste, seni hiç tınmıyor bile.. Akıllı sandığım turistlerin neden herşeyi iyi anladıklarını okuduğum bir yazıyla sizi daha da açık izah edeceğim. Bundan neden şikayetçisin, ne güzel işte, "Gelişen Türkiye" diyebilirsiniz. Tabii ki şikayetçi değilim. Kendimizi parçalasakta Türkiye Türklerindir diye.. Evet Türklerindir ama tabelalarımız, marketlerimiz, yiyeceklerimiz. Onlarda mı Türklerin.... İşte kimin yazdığını bilmediğim o güzel yazı..   "Vatandaş Osman; Acı ama gerçek... Vatandaş "Türk Osman" Osman Bey, sabah saat 7.00'de Casio masa saatinin alarmıyla gözlerini açtı. Puffy yorganını kaldırdı. Hugo Boss pijamalarını çıkarıp Adidas terliklerini giydi... Devamı

07 05 2008

KIZIM ILGIN'A

I  L  G  I  N      B  E  B  E  K Hayatıma girdiğinde benim için ikinci bahardı.. Çünkü onun hayatıma girişiyle emekli olmaya karar vermiştim. İlk eve geldiğinde, yüzüne baktığımda, birden sözlerini bile çok iyi bilmediğim bu şarkıyı mırıldanmaya başladım.. O da sanki sesimden etkileniyordu ki birden susuyordu..(Birde sesimi inceltip  öyle bir melonkolik hava veriyordum ki şarkı söyleme yarışmalarındaki jüriler bile 10 puan verebilirdi. Annelik duygusunun çıkardığı ses işte. Bebek ya anlamıyordu. Büyüyünce o konuda hayal kırıklığına uğrayacağını bile bile her akşam dinlettim bu şarkıyı kendi sesimden)  Şarkının her sözü sanki bir bebeğin hayata gelişini anlatıyordu.. Candan Erçetin’in “Hoş geldin Bebek” şarkısı.. İşte o şarkının  bana kattığı anlamı size satır satır işleyeceğim.   Biliyorum, Sen bir meleksin, Bana yardım için gönderildin.(Evet, 40 yaş bebeği olduğu için yaşlılığımda yardımcı olacak inşallah. Ev işlerini yaptırıp, komşulara kahve yaparken bende örgülerimi daha da geliştiriceğim.) Biliyorum, Sen bir meleksin, Zor günlerimde çıkageldin (Evet. Emeklilik hayatı mı o ne demek.. Kendimi daha zinde hissetmeme sebep oldu. İlk çocuğumda fazla tadamadığım duyguları tattırdı.) Yüzümü güldürdün, Başımı döndürdün, Acımı dindirdin,Yolumdan çevirdin. (Evet, emekli olup dükkan açacaktım, onu yapacaktım, bunu yapacaktım, yolumdan çevirdiği doğru) Eğlendirdin,Sakinleştirdin,Ehlileştirdin,Ve daha bir sürü şey (Eveeeet, hepimizi çok eğlendiriyor, sakinleştiriyor mu haaayııır. Bazen abisini çok arıyoruz. Çünkü o çalışan annenin ç... Devamı

02 04 2007

HALİÇ VE ŞİİR

Haliç ve Şiir adlı Büyükşehir Belediyesi Kültür A.Ş'nin düzenlediği geziye katıldım. Sn. Prof.Dr. İskender Pala'nın muhteşem anlatımı, müzik ve slaytlar,  son yıllardaki ünü kötüye çıkan Haliç'i bana bir kat daha sevdirdi.   Gezi boyunca etrafa bakmayıp sadece hocayı dinlediğimde onun anlatımıyla farklı bir Haliç tasarlıyordum zihnimde. Onun anlattığı yıllardaki Haliç'i.. Özellikle motivasyon niteliğinde olan ilk konuşması beni daha da hayallere daldırdı... Bu geziyi o yıllarda Bostancıbaşı yaparmış ve de sadece sultanlara... Kendimi 1 günlük Sultan zannederek ve sadece hocamızın anlattığını hayallerimle süsleyerek, Kağıthane 'de oturan biri olarakta aslında Sadabad'ın sultanı sayılabileceğimi hayal ederek geziyi tamamladım. Size komik gelebilir ama hocanın anlattığı o büyülü anlatımından gözlerimi ayırıpta tekneden dışarı baktığımda ise kaybolan İstanbul'u, kaybolan Haliç'i gördüm. Üzüldüm. Neden tarihi yok ediyoruz diye.. İtalya turuna katıldığımda oradaki tarihin yok olmadığını ve  Ortaçağ'dan kalma evleri insanlar aslına uygun olarak dizayn edipte oturduklarını görünce içim acımıştı. Bizde niye böyle değil diye.. Düşünün eskinin Tarlabaşı hiç restore bile edilmeden, korunmadan da nasıl harap edilmiş, insanlar onarmadan daha da beter ederek bir tarihi yok etmişler.  Haliç kıyıları, Kağıthane'nin Sadabad'ı.  Bir de Sayın İskender beyin anlattıklarıyla içim bir daha acıdı. Ne olurdu yani. Biz Sadabat'ta oturan biri olarak o tarihin içinde yaşantımıza devam etseydik. Bozmasaydık geliştirseydik. İşte İskender hoca beni gezinin başında sultan olarak hissettirdi ama gerçek yaşama geldiğimizde hüzünlendirdi.. Ayrıca... Devamı

12 10 2008

KELE BACIM HELE GEL DE İKİ ÇİRTİK HANEK EDEK

KELE BACIM HELE GEL DE İKİ ÇIRTIK HANEK EDEK Her ne kadar İstanbul'da doğup büyüsekte, babamızın bile küçüklüğü İstanbul'da geçse de baba tarafından Antepli olmak bu şehre beni çekmiştir. Nereye gitsem  ANTEPLİ'nin konuşmasını hemen tanırım. Antepe gitmişliğimde çok az olsa bile akraba ilişkilerimiz kuvvetli olduğundan ve de halalarımı çok sevdiğimden onların özlü sözleri de bir tarih gibi içime işler. Babamın özlü sözleri, halalarımın özlü atasözlerini,  günlük hayatlarına işlemeleri kitap gibidir. La yorum diye başlayan erkek konuşmaları, kele bacım gel iki hanek edek diye başlayan kadın konuşmaları hep cazip gelmiştir bana. Özellikle "Yabancı Damat" dizisini de seyretmişliğim bundandır.   la yorum SIZDE ANTEPLIMISINIZ etdiginiz hanekleree bakinn IKI HANEK DIYIP HÖSÜSINIZ.. AGAMMM olmyy eyleeee YAZISANIZ ANTEPLILERE UYGUNN iki hanekk EDINNN yoksaam ANTEP SIVRESINI MESGUL ETMEYINNNN... dediklerini duyar gibi oluyorum şimdi Tüm Anteplilerin. Yemeği ve şivesi meşhur Antep. Gazi kenti..    Annem bile Antepli olmamasına rağmen;      r Antep yemekleri yapmasının ustalığıyla tanınır.   Bu haftanın yazısını iki antep şivesi, bir antep yemeği ile süsleyeceğim. Leblebi koyduk tasa,doldurduk basa basa antep gizlari cok guzel,biraz boyları KISA yaaaaaaaa yaaaaa yaaaaaaaaaaaaa yaaaaaaaa Liliiiiiiliiiiiiiiiiiiiil  liiiiiiii ( bu da antep zılgıtı işte.) Antep'i bilen bu yaaaa nakaratının sesini iyi bilir.   BEGH ANAM KELEEE NAAN ÖYYLE DIYONGUNUZ (ANAM NEDEN OYLE DIYORSUNUZ)   Bu da anteplinin başkalarına içerleyişidir. Elini ağzına kapatıp da bir Beeeeh deyişi vardır ki bunu en güzel sevgili halacığım yapar. Eğer bu yazıy... Devamı

27 02 2007

EMİNÖNÜ YÜRÜYÜŞ PLATFORMU

  BU HAFTA SONU TURİZM FUARINDA "EMİNÖNÜ YÜRÜYÜŞ GÜZERGAHI DİYE BİR BROŞÜR ALDIM. ZATEN BİZİM DEVAMLI GEZDİĞİMİZ BİR PLATFORMDU... GÜZEL GÜNEŞLİ BİR HAFTASONU İÇİN, BİRAZDA ALIŞVERİŞ SEVİYORSANIZ SİZE ÖNERİRİM.   Eminönü sivil toplum kuruluşları tarafından, Istanbullu'ların ve Istanbulseverlerin tarihi yarımadayı tanıması, bilmesi ve benimsemesi amacıyla geliştirdiği TARİHİ YARIMADA ''EMİNÖNÜ YÜRÜYÜS GÜZERGAHLARI'' projesi uygulamaya geçirilmiştir. Haritanın büyük hali için tıklayınız Eminönü'nün iyice tanınması, hem tarihi mirasın daha iyi algılanması ve daha geniş kitlelere mal olmasına, hem de ilçemizin oluşturduğu katma değerin bir cinsi olan "turizmde yerli katılım"in önemine dikkat çekilmesine yol açacaktır. Eminönü'nün iyice tanınması, ayrıca ilçemizin bu güne kadar ihmal edilmişliğinin giderilmesine de çözüm olmaktadır. ''EMİNÖNÜ YÜRÜYÜŞ GÜZERGAHLARI'' Projesi iki ana ögeden oluşmaktadır. Birincisi, güzergahların belirlenebilmesi için sokak ve işaretleme levhalarının hazırlanması ile montajıdır. Bu iş, Eminönü Belediyesi tarafından yerine getirilmektedir. İkincisi, ilk dört güzergahın, Murat Belge ve Can Belge'nin kaleminden anlatıldığı ve bir harita ile görselleştirildiği "Broşür"dür. Bu broş&uum... Devamı

27 01 2007

ESPRİLİ AMA HOŞ BİR DUA....

1 haftalığına yokum.. Doğa harikası OYLAT KAPLICALARINA gidiyorum.  Çok esprili ve hoş bir dua... Ben gelene kadar bu duayı bol bol okuyunuz lütfeeeen..... ALLAHIM,   *HER ZAMAN, HER YERDE VE HER KONUDA BENİM DE KONUŞMAM GEREKTİĞİ DÜŞÜNCESİNDEN BENİ ARINDIR. *ÇEVREMDEKİ İNSANLARIN HAYATLARINI YÖNLENDİRME VE HATALARINI DÜZELTME ARZUSUNDAN BENİ KURTAR. *KONUŞURKEN GEREKSİZ DETAYLARI ANLATMAMAM İÇİN BEYNİMİ SERBEST BIRAK VE BİR AN ÖNCE KONUŞMANIN SONUNA VARMAMI SAĞLA. * BAŞKALARININ AĞRI VE ACILARINI DİNLEYEBİLME NEZAKET VE SABRINI VER VE BU ARADA KENDİ AĞRI VE SIZILARIMI ONLARA ANLATMAMAM İÇİN DUDAKLARIMI MÜHÜRLE (ÇÜNKÜ YILLAR GEÇİP YAŞLANDIĞIMDA, AĞRI VE SIZILAR ARTIYOR VE BUNLARDAN HERKESE BAHSETMEK BANA AYRI BİR ZEVK VERİYOR). * LÜTFEN ALLAHIM BANA ARADA SIRADA BENİM DE YANILABİLECEĞİM GERÇEĞİNİ ÖĞRET, BENİ OLABİLDİĞİNCE İYİ İNSAN YAP. BENİ MELEK YAP DA DEMİYORUM, ZİRA BU TIP İNSANLARLA YAŞAMAK ZORDUR. * ALLAHIM UMMADIGIMIZ YERLERDE GÜZEL ŞEYLER, BEKLEMEDİĞİMİZ İNSANLARIN GÜZEL İŞLER YAPABİLDİKLERİNİ GÖREBİLMEMİ SAĞLA VE BANA BUNU ONLARA SÖYLEYEBİLME İNCELİĞİNİ VER. * BENİ MANTIKLI BİR İNSAN YAP, KÖTÜMSER YAPMA, BENİM İNSANLARA YARDIMCI OLABİLMEME YARDIMCI OL, FAKAT ONLARA HİÇ BİR ZAMAN PATRONLUK YAPMA HEVESİ VERME BANA. * HER NE KADAR BENİM ÇOK DERİN BİR AKIL STOĞUM OLDUĞUNA VE BU STOKTAN BAŞKALARININ DA FAYDALANMAMASININ ÇOK BÜYÜK KAYIP OLDUĞUNA İNANIYORSAM DA ULU ALLAHIM; BIRAKIN BUNU GÖSTERMEYEYİM. BÖYLECE HAYATIMIN SON DÖNEMİNDE ETRAFIMDA BİRKAÇ ARKADAŞIM OLSUN İSTİYORUM. AMİİİİİN (bazı satırlarında kendimizi bulduğumuz oldu mu, sorduğunuz mu kendimize...) ... Devamı

03 12 2006

DEFTERİMDEN İNCİLER...

KESİP SAKLADIĞIM ÖZLÜ SÖZLER   ELE GEÇMEZSE EĞER SEVDİĞİMİZ, ÇARE NE! ELDEKİNİ SEVMELİYİZ ***  BALIKTAN ANLAMAYANA, LÜFERİ TANIMAYANA GERÇEK İSTANBUL’LU DENMEZ.  *** KONU ENFLASYON, SİYASET VE ÇOCUK OLUNCA SOKRATES OLUYORSUN MAŞALLAH. HER SÖYLEDİĞİN MANTIKLI.. AMA KONU BANA GELİNCE SOKAK FALCILARINDAN FARKIN YOK.  *** ALLAHIM! DEĞİŞEBİLECEK ŞEYLERİ DEĞİŞTİREBİLMEM İÇİN BANA GÜÇ VER. DEĞİŞEMEYECEK ŞEYLERİ KABULLENMEM İÇİN SABIR VER. VE İKİSİNİ DE AYIRT ETMEK İÇİN AKIL VER  *** ÇOCUĞUNUZA KÜÇÜK ŞEYLERDEN MUTLU OLMASINI ÖĞRETİN, VERECEĞİNİZ EN BÜYÜK SERVET ODUR.  *** DOĞUMUM ANAMA HAMMALLIKTI. YAŞAMAM BANA. ÖLÜMÜM BİLE HAMMALLIK CENAZE ALAYINA  *** ETTEKRARU AHSEN VELEV KANE YÜZSEKSEN (TEKRAR ETMEK GÜZELDİR 180 KERE BİLE OLSA)  *** GERÇEK GEZMEYİ SEVEN İNSANA “CANIN CEHENNEME” DEDİĞİNDE, SEYAHAT HEYECANI YAŞAR. (İŞTE BU İNSAN EŞİM OLUR.. EVLİYA ÇELEBİ'DEN KALAN SEYYAHLIK RUHU SANKİ ONA GEÇMİŞ.)  **** ELBİSE YAPTIRACAKSAN YELEKLİ DÜĞÜN YAPTIRACAKSAN YEMEKLİ MUZ YİYECEKSEN BENEKLİ SIRTINA BİNECEKSEN EMEKLİ…  *** HERKES İNSANLIĞI DEĞİŞTİRMEYE ÇALIŞIYOR DA KENDİNİ NEDEN DEĞİŞTİRMEK KİMSENİN AKLINA GELMİYOR.   *** DÜNYA….. YILDIRAMAZSIN BENİ NE YAPSAN. ÖLÜMDEN DE KORKMAM, ER GEÇ ÖLÜR İNSAN. ÖLMEMEK ELİMİZDE DEĞİL Kİ BİZİM. İYİ YAŞAMAMAK, BENİ TEK KORKUTAN  *** GÖLGELER DÜŞSE DE YÜREĞİNİN ÜSTÜNE GÜNEŞİNİ SAKIN SÖNDÜRME EĞER UMUT YOKSA YAŞAM ÇOK UZAK KALIR İNSANA U... Devamı

08 12 2006

DAR AYAKKABI İLE YÜRÜME SANATI

SİTEMİN ADI "KESİP SAKLADIKLARIM" OLDUĞU İÇİN; SADECE KENDİMİN KESİP SAKLADIKLARINI DEĞİL, SİTEMİN MUDAVİMLERİNDEN OLAN KİŞİLERİNDE KESİP SAKLADIĞI YAZILARI DA YAYINLIYORUM. KARDEŞİM İLKAY ÇALKILIÇ'IN BEĞENİP GÖNDERDİĞİ YAZIYI SİZİNLE PAYLAŞIYORUM.   "O bayram bana ayakkabı almaya karar verdiler. Hazır ayakkabı satan mağaza yoktu şehirde Tek ayakkabı yapan dükkanında ayakkabıcı çıplak ayağımı bir kartonun üzerine koydu, iyice basmamı söyledikten sonra ağzındaki kurşun kalemi alıp ayağımın çevresini çizdi. O ayağımın çizildiği karton benim ayakkabı numaramdı. Günlerce yeni ayakkabılarımın hayalini kurdum. Babamın anlattığına göre ayakkabılarım siyah ve bağcıklı olacaktı. Kapının her çalınışında koştum. Ayakkabılarım bayramdan bir gün önce geldi, siyah-bağcıklı. O gün onları giymedim. Bayram gecesi yatağımın altına yerleştirdim yeni ayakkabılarımı. Arada bir kalkıp kutusundan çıkartıyor, yere koyuyor, yukarıdan, yandan, önden bakıp duruyordum. Parlak ve yuvarlak burnunu gecenin karanlığında kim bilir kaç kez okşadım. Uyku girmedi gözüme. Sabahleyin ev ahalisi kalktığında, ayakkabı kutusu kucağımda sandalyede oturuyordum ben. Ayakkabımı babam giydirdi. Ayağıma olmamıştı ayakkabılarım, dardı ve canımı yakmıştı. Ama bunu babama söylemedim. O "Sıkıyor mu?" diye sordukça "Hayır" yanıtını veriyordum. "Dar, ayağımı acıtıyor" desem, geri gidecekti ayakkabılarım ve ayakkabıcının hemen bir yeni ayakkabı yapması olanaksızdı. O bayram sabahı canım yana yana yürüdüm. Bir süre sonra acı dayanılmaz oldu. Dişimi sıktım. Topalladım. Soranlara "Dizimi vurdum" dedim, ama ayakkabılarımın ayağımı sıktığını kimseye söylemedim. Doğrusunu isterseniz yaşam dar... Devamı

04 12 2006

HALK BÖYLE Mİ İSTİYOR GERÇEKTEN!!!!

  SİZ BÖYLE BİR TELEVİZYON İSTİYOR MUSUNUZ YORUMLARINIZI BEKLİYORUM..  Tüm televizyonlarda ki sunucuların ve yapımcıların ağzında “halk böyle istiyor” lafını duymaktan bıktık usandık.. Bu mantıkla bakarsak; öğrenciler okulda ders yapmak istemiyor, eğer öğretmen geyik muhabbetler yapsa, her derse müzik yayınlasa, oyunlar, danslar yapsa hangi öğrenci okulu sevmez... Öğrenciler böyle istiyor diyerek tüm öğretmenler hiç bir şey öğretmese... Nasıl olurdu acaba...   Televizyonda evimizin bir çeşit öğretmeni olduğuna göre; özellikle ev hanımlarının dünyaya açılan penceresi ise ve ev hanımları sabah programlarının müptelası ise,   Siz yapımcılar, siz sunucular yaptığınız programların arasına biraz eğitici, biraz öğretici bazı şeyler koysanız ne güzel olur değil mi? Halk böyle istiyorsa onun yanına biraz da bilgi koyalım ve bu vesileyle insan yetiştirmenin en önemli varlığı olan anneleri bu sabah programlarıyla eğitelim.   Şimdi başlayan Temiz Ekran Platformu kampanyasına destek olsun diye bende sayfa sonuna bu amblemi ekledim. Dizilerde yayınlanan konuları gerçekmiş gibi tartışma konuları yapmak bu ülke kadınlarına hiç bir şey kazandırmaz, aksine cahil olanların aklını karıştırır.   Bu konu ile ilgili size sitemin adı üzerine “Kesip Sakladığım” bir yazıyı aşağıda yayınlayacağım. Yazı Sabah Gazetesi yazarı Sn. Yılmaz Özdil’in bir yazısı. Çok beğendim ve sizlerle paylaşayım dedim...     *** Parayı bastırıp... Torunu yaşında kız çocuklarını şehvetle koynuna alan sapık moruğa, "damat" deniyor bu ülkede.     *** Sonra diyorlar ki, "Türkiye nasıl olur da, çocuklara karşı cinsel suçlarda dünya bir... Devamı

16 01 2006

ŞÜKÜR

  Bugün Allah'a şükredeceğim; çünkü : a.. Gökkuşağının damlalarını, b.. Kar tanelerinin düşüşünü, c.. Güneşin altın rengini, d.. Gün batımının pembe morluğunu, görebiliyorum a.. Taze bir balığı, b.. Yeni kesilmiş bir limonu, c.. Yeni kaldırılmış samanları, d.. Bebeğin altındaki pudrayı koklayabiliyorum . a.. Telefonun zilini, b.. Cazın sıcaklığını, blues'un serinliğini, c.. Torunumun fısıldadığı sırları, duyabiliyorum. a.. Soğuğun keskinliğini ve ağrıların batışını, b.. Kalbimin atışını ve gözlerimi kırptığımı, c.. Bir yaprağın damarlarını, hissedebiliyorum a.. Dilimin üzerinde biberli sosun acılığını, b.. Yoğurdun kaymağını ve cipsin gevrekliğini, c.. Yeni dilimlenmiş bir greyfurdun ekşiliğini, d.. Kokulu bir çayın burukluğunu, tadabiliyorum. Bugün, gözlerim, burnum, kulaklarım, cildim ve dilime teşekkürlerimi sunacağım. Bunlar, dünyadaki iyi şeyleri ve Allah'ın iyiliğini bilmemi sağlıyor. Bugün, ailem ve dostlarım, inançlarım ve bayrağıma teşekkürlerimi sunacağım. Bugün her şeye teşekkür edeceğim. Bugün, "Allahım bana çok şey verdin.Bir şey daha ver,iyilik yüklü bir yürek" diyeceğim.     ... Devamı

25 07 2006

RADYO TİYATROSU

GÖZÜNÜ SEVDİĞİMİN İSTANBUL'U OYNAYANLAR:   FİRDEVS   TAHİR   SEVTAP RUHİ      1.ÇOCUK:  2.ÇOCUK   EFEKT. KORKMAZ ÇAKAR    (Otobüsten inen iki çift terlemenin ve yorgunluğun etkisiyle hızlı adımlarla en yakın parka gelir. Ama daha önce birbirlerine otobüste gıcık kapmışlardır. Çünkü biri köyden gelmiş giysileri kat kat olan karıkoca bir çift ve çocukları, diğeri de ince askılı elbiseli modern bir çift ve çocukları. Aralarındaki konuşmaya bir kulak verelim.)   FİRDEVS (Köylü Kadın): Leeen Tahir. O sıkışık sıkışık otobos mudur neyin o aletlerle goca İstanbul’u gezdik. Heeeç bir şey anlayamadık. Şimdi bura bizim köyün hangı yanıdır. Nedir ne değildir. Anladıysam aha şuraya okuma yazma bilseydik çızdıttıracadım heeeç bir şey anlayamadım.   LEN TAHİR : Boşver lan garı. Bak buraya bark diyorlar. Çocuk barkı. Her yerde bunlardan var imiş bu İstanbul’da. Otobüste sıkışıdı. Biraz havalanalım gayri. Elbette galacak bir yer buluvereceğiz. Hem kızda şuracıkta oynayıversin bakalım.   (Onlar böyle konuşurken birken yanlarındaki banka otobüste karşılaştıkları ve birbirlerine herhallerinden gıcık kaptıkları modern çift ve çocukları gelir.)   SEVTAP. Ruhiii. Gel canım çocuk şu parkta biraz oynasın. Bebek parkının bu hoş kokusu beni her zaman mutlu eder. (Birden yan tarafta Firdevs ve Tahir’i görür) AAAAA. Ruhiii, Ruhii gördün mü gördün mü söyle çabuk şu yan banktakiler,  otobüsteki o pis kokulu yaratıklar değil mi... Bende diyordum ki park neden böyle kokmuş. İğğğğrenç. Gördün mü Ruhiii. Herkesler burada kalk gide... Devamı

07 05 2008

OĞLUM AYTAÇ'A

     3,5 KİLO (OĞLUMA) (Her anneler gününde yıllar önce ki yazımı yayınlıyorum. böylece tüm annelerin duygularını tazeliyorum.)          9 ay.... Bu laf benim lügatımda sadece espriden maruzdu. “Birini sevdin mi 9 ay 10 gün sonra 3.5 kilo kadar bir fazlalığın olacak” derdim şakayla karışık her genç kıza... İşte bu 3,5 kilo kadar olan fazlalık canımdan çok sevdiğim dizeler yazdıran oğluma ait... Hastanede sancının vücuduma verdiği ağrılarla, yanıbaşımda bulunan aileme “ ne doğum, ne evlilik bana göre değil” demişim. Bana göre değil dediğim yavrum şu an 9 yaşında. Ve ben her annenin o beylik sözünü söylüyorum. “Seni iyi ki doğurmuşum” Hayatın zor ve karmaşası içersinde olan bir arkadaşım “Dünyaya çocuk getirmek bence bencilliktir. Sevgi içgüdünü tatmin için çocukları dünyaya getiriyorsun” demişti. O gün olduğu gibi şimdide şiddetle karşı çıkıyorum. Bencillikte olsa ben bu 3.5 kiloya sahip olduğuma memnunum. Onun sıcaklığını, kokusunu ve sevgisini, eşdeğer tuttuğum anne sevgisinde buluyorum. Anneme olan bağlılığım ve sevgim oğlumla bütünleşiyor. Anne-evlat sevgisinin yuvarlanarak kocaman, kocaman olan bir kartopuna benzetiyorum. Yuvarlandıkça kenetlenen, sıkı sıkı sarıldıkça büyüyen, ama yok olmayan, kaybolmayan, kar gibi beyaz ve tertemiz. Hastanede, 3,5 kilo ve bebek takma adıyla  elden ele dolaşan öncelikle küçük burnu gözümün önünden gitmeyen bir canlıyı elime verdiler. Ağzını devamlı yiyecek isteyen balıklar gibi açan, kokusu dünyadaki en pahalı parfümde bile bulunmayan, içimden çıkıpta, içime sevgiyle sokmak istediğim bu varlık&... Devamı

02 11 2006

MADDİYATLA ÖLÇÜLMEYEN AŞKLAR

   AŞK LAYIK OLANDA KALMALI Aşkın insan yaşamına sadece 18-25 yaş arasında yerleştiğini sanırdım bu güne değin. Ta ki Pembe tayyör, tüllü şapka ve hoş bir makyajla 65 yaşında ihtiyar delikanlının kollarında nikah salonuna giren 50 yaşındaki teyzemin hikayesini dinleyene kadar.   50 yaşına kadar tek yaşamış olan bir kişinin aşkının da,  iki kişinin arasında geçmesine rağmen sadece kendi kendine tek başına yaşadığını eşinin ölümünden sonra gerçeklerle karşılaşmasını onun ağzından dinledim. Eşinin ölümünden bir ay sonraydı karşılaşmam. Nikahtaki o hoş halinden eser kalmamış, bu güne kadar yaşını göstermiyorsun genç kız gibisin diye takıldığımız teyzemin yaşından 10 kat daha yaşlı gösterdiğine şahit oldum.  Başladı anlatmaya...   50 yaşındaydım. Zaman akıp gittikçe beyaz gelinlik hayallerim, yerini yavaş yavaş pembe tayyöre bırakmıştı. Kardeşlerimin evlenmesi beni iyice yanlızlığa itmişti. Öncelikle gelinlerimizin “Her yere ablanı götürmek zorunda mıyız” diye serzenişleri artık eskisinden daha çok etkiliyordu beni.   Evlenmek için evlenmem diyordum ama artık bu sözlerimi tutmayacaktım. Gurur ve mağrur görüşüme rağmen mantık evliliğinden oldum olası hoşlanmamıştım. Evlilikte insanın birbirine ısınmasını ve aşık olarak evlenmesini, yüreğinin pır pır etmesini istemiştim bu güne kadar.   Ama bu duygularımı kalbimin bir köşesine  koyup bana sunulan ilk evlilik teklifini kabul etmeye karar verdim. 65 yaşında bir bey hiç evlenmemiş bir bayan arıyordu, hemen kabul ettim. 50 yaşında olmama rağmen genç görünüyordum. 65 yaşında nasıl biri diye düşünmedim bile. İşte her zaman hayalini kurduğum, beni istemeye geldiğinde kalbim pır pır edeceğini hayal ettiğim görücü kolt... Devamı

01 11 2006

3,5 KİLO ADLI ÖYKÜME CEVAP YAZAN BEKAR ARKADAŞIMIN DUYGUSU

Selamlar sevgili arkadaşım, Sana gönderdiğin öykü için teşekkür etmek ve öyküne bende ufak bir deneme ile katılmak istedim.   Her insanın yüreğinde gizlediği bir şeyler vardır. Benim de yüreğimin derinliklerinde sakladığım, kilitli bir kutum var. İçime çöken acıları, hüzünleri içine atar, sıkıca kilitlerim. Yaşantımı, acıları en aza indirerek (Şöyle veya böyle yaşam devam ediyor felsefesi ile) daha güzel geçirebilmem için, kendi kendime oluşturduğum bir oyunu oynarken oluşturduğum bir kutucuk bu. Kutucuk zamanla dolar, acılar, hüzünler dışarılara sızar. Hüznün sıkıntılı havası sarar her tarafı. Acım veya hüznüm gün içinde duyduklarım, gördüklerim ve yaşadığım olaylara göre değişir .   Evet sevgili arkadaşım;   Bugün de, senin öykün, yüreğimin en derin noktalarına gizlediğim, hiç düşünmek istemediğim gibi havasına bile girmek istemediğim hüznümü hissettirdi bana. Böyle zamanlarda içimde öyle büyük bir fırtına kopar ki , direnecek güç bulamayan duygularım darmadağınık olur, içime çöken acı ile bulanır düşüncelerim, boğulur gibi olurum. İşte böyle bir ruh hali içinde boynu bükük, kimsesiz  küçük bir çocuk gibi hissederim kendimi. Gözlerim  dolar, boğazım düğümlenir. Göz pınarlarımda biriken yaşları gizlemek için verdiğim çabalar ise nafile... Birkaç yaramaz gözyaşı fırlar bulunduğu yerden ve yanaklarımdan aşağıya yol bulur. İşte o anda bana en yakın arkadaşım bir kalem ve biraz kağıttır.   Gençlik yılları insanın en verimli çağları. Nasıl da hızla gelip geçiyor. Ne ya... Devamı

17 07 2007

YAŞADIK MI, YAŞLANDIK MI?..

YAŞLANMAK MI O NE DEMEK!!!    Minik minik adımlar atar iken ben, bir elimden babam tuttu,  bir elimden annem...         Bu sözleri okurken, yılların ne çabuk geçtiğini düşündüm.   Şimdi yaşlı olduğunu düşündüğümüz, anne ve babalarımızın statüsüne, neredeyse yavaş yavaş yaklaşıyoruz.   Yaşlılık; hele şerefli bir ömür sürenlerin yaşlılığı, insana bütün gençlik zevklerinden daha değerli sayılacak derecede büyük bir itibarmış meğer.   Geçen gün;  İstanbul’a 4 saatlik mesafede bir yere tatile gitmiştik. Oğlumla sohbet ederken, eski yaşamışlıklarımızdan söz açıldı.   Oğlum; aynı bir roman dinler gibi anlattığım konunun onu mutlu ettiğini söyledi. Ben de coştukça coştum. Anlattıkça anlattım. Bir baktım,  4 saatlik yol bitmiş. İstanbul’a gelmişiz.   Yine, birgün; oğlumla otururken, eski yıllarda okullarda şiir okumanın, milli günlerin daha anlamlı kutlandığına dair konularla ilgili konuşuyorduk. Küçükken, okuduğum şiir anılarımı anlatmaya başladım.   Sonra farkına vardım. İşte ben artık yaşlanmıştım. Çocuğuma her konuda anlatacak ne çok anım vardı...   Annem ve babam yaşlandı artık derken bende çocuğumun gözünde bol anılı bir yaşlı olmuştum.   Bir söz vardır.. "Yaşlılar ansiklopedi gibidir. Tam okunacak zamanda onları alır, rafa koyarsınız. Aklınıza geldiğinde ara sıra arar, karıştırırsınız."   Yoksa; benim de çocuklarım artık,  beni rafta ara sıra bakılan kitaplardan mı sayacaklar.. Ayyy olamaz,  artık kitaplara da bakılmıyor.. İnternet çıktı, internetten tırrt bilgi alınıveriyor. Hiç şansımız kalma... Devamı

10 10 2006

ANTEP MUTFAĞININ PÜFLERİ

Antep Mutfağının püf noktaları... Hemen, hemen herkesin hayran olduğu Antep yemeklerindeki candegerlik, yalnız pişiren keyvanilerin (iyi yemek yapanlar) becerikliliklerinden değil, yörenin toprağında, suyunda ve havasındaki özellikler nedeni ile burada üretilen bitkisel ve hayvansal ürünlerdeki yüksek aroma ve tadın da payı önemlidir. Antep Mutfağının bazı özelliklerini söyle sıralayabiliriz: 1 - Yörede etli ve sebzeli yemeklerin çoğu; yoğurtla pişirilir. 2 - Kazan yemeklerinde kabin kalın, ateşin harsız olması yeğlenir. 3 - Etli yemeklerde hayvan gövdesinin hangi bölümünün hangi yemeğe yakıştığının bilinmesi. Örneğin; bamyaya boyun eti, lahmacuna, döş ve kaburga eti, şiş kebabına küşneme (bonfile), çiğköfteye but eti iyi olur. 4 - Yemeklerde kullanılan ürünlerin yerli olması yeğlenir. 5 - Yemeklerde kullanılan baharat değişiktir. Örneğin; yoğurtlu yemeklerde haspir (safran) veya nane, bazı yemek ve çorbalarda tarhın, ciğer kebabında kimyon, aşurede rezene, sütlaçta tarçın. 6 - Başka yörelerde kelle-paçanın derisi yüzülerek kullanılır. Oysa, burada derisi yüzülmez, ütülerek temizlenir (eskiden bu isi kalaycılar harlı ocaklarında ücretle yaparlardı). 7 - Her yerde bir ya da iki çeşit eksi kullanılırken burada tam yedi çeşit eksi bulundurulur ve yemeğine göre kullanılır. Limon, limon tuzu, koruk, koruk pekmezi, sumak tozu, sumak eksisi, nar eksisi. Örneğin: Bamyaya koruk, sarmaya erik, lahana ve pancar sarmasına nar eksisi, sulu salataya sumak eksisi. 8 - Hem sağlık hem tat ve iştah verici olan taze sarımsak çok yemekte kullanılır, öyleci sarımsak asi diye tek basına bir yemek ya da yari yarıya katıldığı bakla tavası vardır. 9 - Lahmacunun harcına soğan değil, sarımsak demet doğra... Devamı

02 11 2006

EVLİLİKTE NE BEKLİYORUZ?

EVLİLİK=SADAKAT Bir kadın için en güzel cümle nedir? Evlilik hoşgörü müdür? Evlilikte sadece çok şey bekleyen kadınlar mıdır? Erkek mi daha çok sadıktır, yoksa kadın mı? Hani ne demişler; “Birini seviyorsan serbest bırak...Geri dönerse senindir... Dönmezse.. Zaten hiçbir zaman senin olmamıştır.” Durun daha bitmedi kadın-erkek üzerine bir özlü söz daha edeceğim. “İyi kadın erkeği etkiler, Zeki kadın onda ilgi uyandırır, Güzel kadın büyüler, Anlayışlı kadın ise ona sahip olur.” Bana göre;  bu laflar konu evlilik olunca, sadece kadın için değil, erkek içinde geçerlidir. Bu özlü sözlerin gerçeği nedir, neye dayanır cevap veremem ama, aşağıdaki hikaye kadınların gönüllerinin çabucacık alınabileceği üzerinedir. “Akşamdan kalma adam, büyük bir başağrısı ile sabah uyanmış.Zorlukla gözlerini açıp, yerinden doğrularak, şöyle bir etrafına bakınmış. Komidinin üstünde bir bardak su ve ağrı kesici ilaç  duruyor. Yatağın ayak ucundaki sandalyede elbiseleri temiz ve ütülenmiş. Ağrı kesiciyi içerken, komidindeki not dikkatini çekmiş; "Kocacığım, günaydın. Kahvaltın mutfakta. Ben alışverişe çıkıyorum, erken dönerim. Seni seviyorum". Kalkıp, giyinmiş ve kahvaltı için mutfağa gitmiş. Bakmış oğlu oturmuş, kahvaltı ediyor. Masada da kendi servisi ve gazeteleri duruyor. Oturmuş, kahvaltısına başlamış ve oğluna sormuş; “Evlat, dün gece ne oldu, biliyor musun?” Oğlan cevap vermiş, ”Evet, dün gece saat 3'ü geçiyordu, sarhoş olarak eve geldiğinde.Önce koridordaki sandalyeyi devirdin, ardından kustun, daha sonra da odanın kapısına kafanı çarptın, bir gözün morardı. Adam, şaşırmış vaziyette: ”... Devamı