16 07 2013

HEKİMLİKTEKİ YILAN FİGÜRÜ

 

 

 Hekimlik sembolünün yılan olduğunu öğrenince araştırmacı gazetecilik ruhum depreşerek, bu yılan figürü neden hekimliğe addedilmiş diye bir araştırayım dedim.

Algıda seçicilik bu olsa gerek, yıllardır görürsün bir an dikkatini çeker de merak edersin ya.. Meğer ne önemli bir bilgiymiş yılanın hayatımızdaki yeri. 

 Acaba yılan zehiri verip kanseri iyileştirdik sözü de buradan mı geliyor diye düşünürken gerçekten de ucunun buraya dayandığı bilgisine sahip oldum

Dünya ölümsüzlük iksirini bulma çabasında…

Ölümsüz olmak için çalışıyorlar.

Oysa asırlar önce Lokman Hekim ölümsüzlük iksirini bulmuş.

Bir çok efsanede bundan söz edilir.

O efsanelere göre Lokman Hekim iksiri bulmuş fakat formülünü kaybetmiş.

Bir yerde kaybetmesi ile ilgili şöyle bir anlatı var.

Ölümsüzlük iksiri bulunan şişeyi köprüden geçerken düşürmüş

 Bir başkasında:

Formülü eline yazmış, yağmur yağınca ıslanmış ve silinmiş.

Bir rivayette de:

Allah’ın emri ile Cebrail tarafından yok edilmiş.

Lokman Hekim’le ilgili o kadar çok yazılmış yazılar, kitaplar, hikâyeler ve anlatılar var ki. Hangisinden nasıl söz edeceğini şaşırıyor insan. Yılanla bağlantısını araştırken olayın çıkış noktası  Lokman Hekim olduğu için ondan da birkaç cümleyle söz edeyim dedim.

Lokman Hekim, bütün hekimlerin piri ve üstadıymış.

Tüm çiçeklerin, tüm otların tüm bitkilerin her özelliğini bilir ilaç yaparmış.

O bütün hekimlerin üstadıymış.

Bütün otların, çiçeklerin dilinden anlarmış.

Ona bütün çiçekler, otlar dile gelir neye faydalı olduklarını söylerlermiş.

Doktorların amblemindeki yılanan hikayesi de bir rivayete göre şöyle imiş.

Lokman Hekim doktor ve eczacıymış. Dükkânında her türlü hastalığın devası olan ilaçlar varmış. Hastalar içeri girdiklerinde, hastalıklarına iyi gelecek olan ilaç şişesi sallanırmış. Birgün, içeri birisi girmiş. Ancak hiçbir şişe sallanmamış. Lokman Hekim, bunun üzerine:

“Senin hastalığının çaresi yok, öleceksin.” demiş.

Adam ölümden kurtuluşun olmadığını öğrenince çok üzülmüş. Her şeyini satmış. Yanına bir at tüfek ve av köpeği alarak dağlara çıkmış. Vurduğu hayvanları yiyip, yörüklerden yoğurt, süt alarak yaşıyormuş. Bu arada hastalığı da iyice artmış.

Bir ağacın altına gelmiş. Atını bağlayıp köskelmiş. O sırada bir yörük kadını, bir tas sütü saylığa koymuş. Yılanların sütü sevdikleri bilinir. Tasa yaklaşan bir yılan, sütü içmiş, sonra da zehrini süte kusmuş. Tas, yemyeşil olmuş.

Ağrıları iyice azan adam:

“Gidip şu zehri içeyim de ölüp kurtulayım.” diyerek zehirli sütü içmiş. Bir süre sonra ishal olmuş ve kusmaya başlamış. Ancak oldukça hafiflediğini hissediyormuş. Ölmek için içtiği zehirden sonra daha iyi olduğunu görmüş. Gün geçtikçe iyileşmiş ve hastalığı tamamen geçmiş. Lokman Hekim’e gidip: “Sen, bana öleceğimi söylemiştin. Ama ölmedim.” demiş.

Bunun üzerine Lokman: “Ben, sana ala ineğin sütünü nereden bulayım, sütü yılana içirip, nasıl tasa kusturayım. Hastalığının çaresi vardı; ama bu ilacı temin etmek zor olduğu için öyle dedim.” diye cevap vermiş.

O gün bu gündür tas ve yılanın eczacılık ve tıp biliminin simgesi olması, halk tarafından Lokman Hekim’e dayandırılır.(alıntı)

Rivayet böyle, doğruluğu bilinmez. Ama Eski Türkler arasında da yılan sağlık ve mutluluk sembolü olmuş hep.  Sağlık kuruluşlarının kapılarındaki yılan sembolu olmasının nedeni de buna dayanırmış.

Hastalık kötülük ve ceza demektir derler. Kötülüklerden yeraltından gelir yılanda yeraltında yaşamaktadır ya. Acaba buna mı dayandırılır onu bilemeyeceğim. Yılan aynı zamanda gücü, kudreti, koruyuculuğu simgelemektedir. Öldürücü olması ona karşı korkuyla karışık bir saygı duyulmasına neden olmuştur.

 Kızılderili inanıcına göre de yılan, deri değiştirerek doğum, yaşam ve ölüm arasındaki metamorfozu simgemiş yıllarca.  Tarihte yılana atfedilen özellikler doğunganlık, ölümsüzlük, sağlık, hekimlik, sağduyu sahibi olmak, bilgelik, kehanet, iyi talih, fiziksel güç ve haz olarak sıralanabilir.

Ama halka sorarsanız, soğuk hayvan, yanından geçmesi değil  de resmini bile görmek yeterli olan ürpertici hayvan.

Evliya Çelebi ise Mısırda Sa’di dervişlerinin zehirli yılanları nasıl yakaladıklarını, zehirinden ve etinden nasıl ilaç yaptıklarını Seyahatname’sinde anlatır. Anadolu’daki yılanlı göl, yılanlı çermik gibi adlar taşıyan yerlerinde hastalıkları iyileştirdiği söylenir bu yüzden.

Anadolu ‘da “Yılancık” hastalığıda hala yılan ya da yılan taşı denen bir taşın sürülmesiyle iyileşildiğini inanılır.

Yılanların sokmasınında, esas itibariyle insanları öldürmek için değil, yılanların beslenmesiyle ilgili olduğu söylenir ve hiçbir yılan, zehirli yılan dahil insana saldırmaz, uzaklaşmayı yeğler, ta ki saldırı tehdidi almadığı sürece.Yılan hekimliğin sembolu, ilacı diye ona sıcak bakar mıyız bilinmez. Ama hikmetinden de sual sorulmaz. Allah yılana böyle bir görev vermiş.  Denize düşen yılana sarılır atasözüyle de bizi en tehlikeli şeylerden koruyan bu hayvana artık sıcak gözle bakmaya başlasak mı?  

311
0
0
Yorum Yaz