BAKTIM REYTİNG HOBİ SİTELERİNDE  
 
http://selamhayata.blogcu.com  ÖRGÜ SİTEM HİZMETİNİZDE

Kimyasal ürünler kullanmadan, iğnesiz, ameliyatsız sağlığınıza kavuşmak için 
http://www.volkanozunal.com  sitesini ziyaret etmenizi öneriyorum.

« Önceki ::

SU BÖREĞİ

SEVGİLİ ARKADAŞLAR

SİZLERE HAYATIN İÇİNDEN YAZILARIMI AKTARDIĞIM BU SİTEME EK OLARAK REYTİNG HOBİ SİTELERİNDE DEDİM VE BİRDE http://selamhaya.blogcu.com ADIYLA BİR DE ÖRGÜ SİTESİ YAPTIM. HEP KENDİMİN HEP DOSTLARIMIN YAPTIKLARINI RESİMLEDİM SİZLERE İLETTİM.

 

AMA ANLATACAAAAK DAHA ÇOOOOOK ŞEYİM VAR DİYEREK KATEGORİLERİM ARTINCA BİRDE YEMEK SİTESİ KURMAM ŞART OLDU VE İŞTE KARŞINIZDA YENİ SİTEM.

http://serpilyemekte.blogcu.com.

 

AŞAĞIDAKİ RESİMDEKİ SU BÖREĞİNİN TARİFİ VE DAHA FAZLASI İÇİN http://serpilyemekte.blogcu.com sitesini TIKLAYINIZ. TIKLAMAKLA KALMAYINIZ DİĞER SİTELERİMİ DE İNCELEYİNİZ. REKLAMLARINI TIKLAYINIZ VE EN ÖNEMLİSİ YAZARI MOTİVE ETMEK İÇİN BİR YORUM BIRAKINIZ.. BENDE ÖNEMSENDİĞİMİ HİSSEDEYİM DEĞİL Mİ????


Yorum (1) Yorum yaz!

ENDÜLÜS



BU YIL LEYLEĞİ HAVADA GÖRME ETKİNLİKLERİMİZE İSPANYA TURUYLA BAŞLADIK.

BARCELONA, MADRİD, CORDOBA, SEVİLLA KENTLERİNİ ARABAYLA GEZDİK. ELHAMRA SARAYI İLE DE MÜTHİŞ ENDÜLÜS İHTİŞAMINI GÖRDÜK. HER ZAMAN ENDÜLÜS'TE RAKS LAFI DİLLERİMİZDE DOLAŞIRKEN, GERÇEKTEN MUHTEŞEM SARAYIN ALİ BABA VE KIRK HARAMİLER SARAYI GÖRÜMÜNDEKİ KORİDORLARINDA GEZDİK.  HARİKA BİR İSPANYA TURUYDU..


FIRSATI OLANLARA İSPANYA'YI ZİYARET EDİN DERİM. TÜRKLER CANLI DERİZ YA.. İSPANYOLLARI GÖRÜNCE ESAS HAYATI YAŞAYAN ONLARMIŞ MEĞER.. İSPANYOL ATASÖZÜ "BUGÜNÜN İŞİNİ YARINA BIRAK" MANTIĞIYLA YAŞIYORLAR. GECE YARILARINA KADAR HAYATIN İÇİNDELER VE SABAHTA İŞLERİNİN BAŞLARINDALAR. NE ZAMAN UYUYOR NE ZAMAN İŞE GİDİYORLAR DEDİTTİRİYOR İNSANA YAŞANTILARI..

İŞTE MÜTHİŞ ENDÜLÜSTEN RESİMLER...

Yorum (yok) Yorum yaz!

YAĞCILARDA İNECEK VAR MI HALA....

İŞTE SİZE ÜCRETSİZ BİR YAĞ REKLAMI

Vita


ESKİDEN BÖYLEYDİ İŞTE..
YAĞ TENEKELERİ SADECE YEMEK HİZMETİ VERMEZ,
 AYNI ZAMANDA DA SİZLERE SAKSI GİBİ
İKİNCİ BİR HİZMET DAHA VERİRDİ..

ANNEM VE BABAANNEM 40 YIL EVVEL İŞTE BÖYLE MUNTAZAM,
VİTA REKLAMI GİBİ SAKSILARLA PENCEREDEN BAKIYORLAR.
RESİMLERİN ARASINDA BANA ÇOK NOSTALJİK GELDİ..
 SANIRIM YAĞ FİRMALARININ DA İLGİSİNİ ÇEKER.
 NERDE ŞİMDİ ÇİÇEK EKİLEN YAĞLAR.

BECEL KUTUSUNA MI EKELİM.
SALAT YAĞI KUTUSUNA MI...

VİTANIN ÖNEMİ ÇOK BÜYÜKTÜ O ZAMANLAR.
 VE DE BAŞKA YAĞ KULLANILMAZDI EVLERDE...

HATIRLAYAN ÇIKTI MI BU MARKAYI....

"sen içerdeyken ben
vita kutularında çiçek yetiştirdim
sokakta top oynadım çocuklarla
ayakkabılarımı eskittim
güneşe karşı durdum sabahları
geceleri bir başıma yıldızları bekledim"

Yorum (yok) Yorum yaz!

PANORAMA 1453

BÜYÜKŞEHİR BELEDİYESİNİN MUHTEŞEM ÇALIŞMASI, ESKİ TOPKAPI GARAJININ ORAYA KURULAN PANORAMA 1453 MÜZESİNİ GEZMENİZİ ŞİDDETLE ÖNERİYORUM.
TEK KELİME İLE MUHTEŞEM.
ÇOCUKLARINIZI MUHAKKAK GÖTÜRÜNÜZ. GİRİŞ 5 TL. ÖĞRENCİ 3 TL. ASYA YAKASINDAN GELENLER İÇİN 500'LÜ HATLARDAN CEVİZLİBAĞ'A GİDEN TÜM OTOBÜSLERLE GELEBİLİRSİNİZ. TOPKAPI METROSUNDA İNİP ÜSTE GEÇİNCE MÜZEYE ULAŞABİLİRSİNİZ.




Yorum (yok) Yorum yaz!

SİSLERİN ARDINDAKİ ŞİFA KAYNAĞI ; OYLAT KAPLICALARI

MERHABALAR;

Tatilden döndüm. Sizlere 4 yıldır müptelası olduğumuz, kış turizmi açısından ideal,  beklentisi yüksek olmayan insan kesiminin,doğa yürüşünden hoşlanan ve herşeyden mutlu olan kişilerin hoşlanabileceği bir yeri tavsiye edeceğim..

Dscf6315
Sislerin ardındaki şifa kaynağı: Oylat Kaplıcaları
Oylat yazın başka güzel kışın başka... Ama sonbaharda her yer usta bir ressamın yağlıboya tablosunu andırıyor. Kaplıcasında binbir türlü hastalığa şifa arayanların uğrak kapısı olan Oylat'a gelmek için ille de hasta olmayı beklemeyin. Dscf6320
Tertemiz havasını soluyarak yürüyüşler yapıp kuş seslerini dinlemek, çağlayanların köpüklerini seyredip büyülü bir dünyanın huzurunu yakalamak için de Oylat'a gelmek gerekiyor. 
Her Mevsime uygun gezi durağımız, şifalı doğasıyla Bursa'nın İnegöl ilçesine bağlı Oylat. Oylat deresinin çağlayanlar meydana getirerek geçtiği vadi, çam, gürgen, meşe, kestane, ıhlamur, kavak, çınar ağaçları ile kuşburnu ve böğürtlen bitkilerinden oluşan ormanla bütünleşiyor.
Dscf6324 
İlkbaharda yer gök kır çiçekleri ve menekşelerle kaplanırken, sonbaharda her yer yağlıboya tablo görünümüne bürünüyor. Kışın ise beyaz örtüsüyle anlatılmaz güzellikteki doğayı varın siz hayal edin.
İki tarafı vadilerle çevrili yamaçta kurulu kaplıcalar mevkii, sırtını Uludağ'ın devamına yaslamış. Kaplıca suyu, uzun sürede getirdiği kalsiyum karbonatlı ve kalsiyum sülfatlı sularla "çökelek" meydana getirip kaplıcanın bulunduğu terasları oluşturmuş.
Başı dumanlı "Sivri Kaya Tepesi" ile kaplıcalar arasında bulunan kanyon görünümlü vadi sürekli taze hava koridoru yaratıp oksijen pompalıyor.
Bu arada yaprak kaplı bir zemin, toprak kokulu tertemiz bir hava ve ötücü kuşların de ortama eşlik ederken, hiç dinmeden gürül gürül akan su, çağlayanların coşkulu sesine dönüşerek sizi büyülü bir dünyaya taşıyor.
Oylat yakınlarındaki Saadet köyünde bulunan para ve kalıntılardan kaplıca kullanımının Romalılar zamanına kadar uzandığı anlaşılıyor. İnşa tarzının Roma hamamlarına benzerlik göstermesi günümüze gelen sarnıç ve küpler Oylat kaplıcasının Romalılarca kullanılmış olduğunu doğruluyor. Osmanlı döneminde de yararlanılan Oylat Kaplıcası'nın bir de efsanesi var: Bizans İmparatorluğu zamanında bölgeye hakim tekfurun kızı çare bulunmaz bir hastalıktan yatağa düşer. Aciz kalan bilgiçler tahammülsüz ızdıraplar içindeki kıza son bir şans verip biraz daha göz önünden uzaklaştırmak için Oylat'a getirerek "öl-yat" deyip bırakırlar. Bu suda her gün yıkanan kız, eski sıhhatine kavuşup babasının sarayına dönünce, Oylat o günden sonra şifa kaynağı olarak kullanılır.
Nefesimizdeki kaplıca
Oylat Kaplıcası'nın akan suları radyoaktivite ve diğer şifalı unsurları ile radyum emanosyonu (rodon) halinde ormanın temiz havasına yayılıyor. Böylece kaplıca yalnız banyo olarak değil teneffüs yoluyla da vücudumuza giriyor. Yarım saatte kandaki seviyesi teneffüs edilen havadaki miktarla eşitleniyor.
Suyla olduğu kadar iklim tedavisi de gösteren Oylat Kaplıcası; nevralji, nevrit, siyatik, meralji, parestezik intelkoskal nevralji ve oksipital nevraljilere iyi geliyor. Ağrılı sinir hastalıkları, romatizma, çocuk felcinin yanı sıra pek çok hastalık da, banyo ve su içi masajlarda şifa bulabiliyor. Vücut hücrelerinin faaliyetini kamçılayıcı su, iç ifrazatı arttırıcı etkilerlerle üç haftalık tedavilerde kişiye enerji ve zindelik kazandırıyor.
Kaplıcadan yararlanmanın 10 altın kuralı:
1- Kaplıca tedavisi öncesi doktor kontrolü yapılmalı.
2- Kaplıca kürü en az 15, en çok 20 banyo olmalı.
3- Günde sadece bir banyo alınmalı.
4- Banyo suyunun ısısı 37-38 dereceyi geçmemeli.
5- Banyoda kalış süresi 15 dakikayı aşmamalı.
6- Banyo sonrasında 45 dakika yatıp dinlenilmeli.
7- Tok karnına banyoya girilmemeli ve en uygun zaman olan sabah tercih edilmeli.
8- Kaplıca kürü süresince ağır, etli, hamur ve yağlı yememeli. Bol meyve, taze sebze, ızgara, haşlama ve az yağlı yemeli.
9- Kaplıca dışındaki zamanlarda yürüyüş ve egzersiz yapılmalı.
10- En iyi program doktorun tavsiyesini uygulamak olmalı.

dense de açık büfeden yedik, içtik eğlendik. Ne sabahı her vakit girdik. Külçe gibi olduk.. İşte yediklerimizin ispati.
 

Dscf6344

Yorum (7) Yorum yaz!

MEYVA ÇEKİRDEKLERİYLE GELEN GÜZELLİK

 

Sağlıklı  görünen daha temiz ve gergin bir cilde sahip
 olmak istiyorsanız işte size evde kolayca uygulayabileceğiniz
 hiç masrafsız bir maske
1 adet ayvanın çekirdeklerini normal sıcaklıktaki bir çay bardağı
kadar suyla birlikte 2-3 gün bekletin karışımın jelleştiğini
göreceksiniz daha sonra karışımı süzün ve çekirdeklerden
 arınmış jeli temiz cilde uygulayın ve bekleyin maske kurudukça
 cildiniz gerilecek ve daha sonra yüzünüzü temizleyin
 hem cildiniz kirden arınmış olacak sağlıklı bir görünüm
kazanacak siyah noktalar içinde oldukça etkili üstelik
kırışıklarınız içinde bu formül çok yararlı
hem masrafsız hem pratik ayvalar size, çekirdekler yüze

BU ARADA HURMA ÇEKİRDEĞİNİN SUYU DA SAÇ JÖLESİ
OLARAK KULLANILIYORMUŞ. ÇEKİRDEK DEYİP ATMAYIN SORUN SORUŞTURUN
ÖYLE ATIN...

Yorum (yok) Yorum yaz!

HEP BÜYÜKELÇİ OLMAK İSTERDİM. OLMADI KÜLTÜR ELÇİSİ OLDUM

İSTANBUL 2010'DA KÜLTÜR BAŞKENTİ OLDU YA..
 İŞTE BİZLERDE BU PROGRAMA DAHİL OLDUK.
 KÜLTÜR ELÇİLERİ SEMİNERLERİNE KATILDIK.
 DÜN GECEDE CEMAL REŞİT REY KONSER SALONUNDA
 MUHTEŞEM NİLÜFER KONSERİ İLE SERTİFİKALARIMIZI ALDIK.


LÜTFEN KENTLİLİK BİLİNCİYLE İSTANBUL!DA YAŞIYORUM DEĞİL İSTANBULU TANIYORUM, TARİHİNİ BİLİYORUM DEMEK İÇİN ÜCRETSİZ OLAN BU SEMİNERLERE KATILIN. 
ADI İSTANBUL OKULU
YERİ ORTAKÖYDE . SEMİNERE KAYIT İÇİN http:/adimgenc.com
SİTESİNE ÜYE OLUN.
AKADEMİSYENLERİN VE SANATÇILARIN AĞZINDAN İSTANBUL!U ÖĞRENİN. ÜCRETSİZ GEZİLERE KATILIN.
ZEVKLE TAKİP EDECEĞİNİZ PROGRAMLARIN SONUNDA İSTANBUL KÜLTÜR ELÇİSİ PROGRAMI KATILIM SERTİFİKASINI
ALMAYA HAK KAZANIN. BEN KAZANDIM.
HARİKA BİR NİLÜFER KONSERİ EŞLİĞİNDE ALDIM. İŞTE KANITI


kültür elçisi olmak size ne kazandırıyor.
1. KONSERLERE
2.SÖYLEŞİ.SİNEMA,ŞİİR AKŞAMLARINA
3.SULTANAHMET,SÜLEYMANİYE,BEYAZIT,YILDIZ,
   HALİÇ VE BOĞAZ GEZİLERİNE,
4. ŞEHİRLERARASI GEZİLERE
5.KÜLTÜREL SESLİ VE GÖRÜNTÜLÜ YAYINLARA ÜCRETSİZ SAHİP OLACAKLAR.
HADİ İSTANBUL İÇİN ELELE VERELİM.



Yorum (1) Yorum yaz!

KELE BACIM HELE GEL DE İKİ ÇİRTİK HANEK EDEK

KELE BACIM HELE GEL DE İKİ ÇIRTIK HANEK EDEK

Her ne kadar İstanbul'da doğup büyüsekte, babamızın bile küçüklüğü İstanbul'da geçse de baba tarafından Antepli olmak bu şehre beni çekmiştir. Nereye gitsem  ANTEPLİ'nin konuşmasını hemen tanırım. Antepe gitmişliğimde çok az olsa bile akraba ilişkilerimiz kuvvetli olduğundan ve de halalarımı çok sevdiğimden onların özlü sözleri de bir tarih gibi içime işler. Babamın özlü sözleri, halalarımın özlü atasözlerini,  günlük hayatlarına işlemeleri kitap gibidir.

La yorum diye başlayan erkek konuşmaları, kele bacım gel iki hanek edek diye başlayan kadın konuşmaları hep cazip gelmiştir bana. Özellikle "Yabancı Damat" dizisini de seyretmişliğim bundandır.

 

la yorum SIZDE ANTEPLIMISINIZ etdiginiz hanekleree bakinn IKI HANEK DIYIP HÖSÜSINIZ.. AGAMMM olmyy eyleeee YAZISANIZ ANTEPLILERE UYGUNN iki hanekk EDINNN yoksaam ANTEP SIVRESINI MESGUL ETMEYINNNN... dediklerini duyar gibi oluyorum şimdi Tüm Anteplilerin. Yemeği ve şivesi meşhur Antep. Gazi kenti..    Annem bile Antepli olmamasına rağmen;

 

 

 r Antep yemekleri yapmasının ustalığıyla tanınır.

 

Bu haftanın yazısını iki antep şivesi, bir antep yemeği ile süsleyeceğim.

Leblebi koyduk tasa,doldurduk basa basa antep gizlari cok guzel,biraz boyları KISA

yaaaaaaaa yaaaaa yaaaaaaaaaaaaa yaaaaaaaa Liliiiiiiliiiiiiiiiiiiiil  liiiiiiii ( bu da antep zılgıtı işte.)

Antep'i bilen bu yaaaa nakaratının sesini iyi bilir.

 

BEGH ANAM KELEEE NAAN ÖYYLE DIYONGUNUZ (ANAM NEDEN OYLE DIYORSUNUZ)   Bu da anteplinin başkalarına içerleyişidir. Elini ağzına kapatıp da bir Beeeeh deyişi vardır ki bunu en güzel sevgili halacığım yapar. Eğer bu yazıyı bir şekilde okuyorsa ona sevgilerimi gönderiyorum.

(Yorumları okuduğumda halamın meşhur bir lafını nasıl oldu da sitene koymamışsın diye serzenişte bulunmuşlar. Doğru, halamın çok sinirli olduğu bir zamanda kullandığı bir sözdü bu.. Eşinden kalma değerli vazoyu kıran torunları için kızına dönüpte "Beeeh!.. Böyle uşak yetiştireceğinize hamam kapısında kil satsaydınız anam" diye bir kızdı. Ben oradan atıldım. " Hala ne dedin, o lafı bir daha tekrarla lütfen. Ne değişik bir laf.."  demiştim. Kızgın halam, kağıt kalemle bu sözü  not almaya çalıştığımı görünce yumuşamış, senelerce de bu laf benim lügatımda kalmıştır. Çünkü hamam kapısında kil satmak herhalde antep için biraz kötü bir durum ki; halam orada bunu belirtmek istemişti. Yazının aslen özünü oluşturan halamın bu sözünü yorumlardan gelen ikaza göre yeniledim. Teşekkürler hatırlatan Müberra'ya..)

 

İşte Antep'den size bir de yemek tarifiyle bu haftalık bu kadar.

 

YOĞURTLU YUVARLAMA

   M a l z e m e l e r
500 gr. pirinç
300 gr. yağsız çiğköftelik et
1 baş kurusoğan
500 gr. kemikli yada parça et
1 bardak nohut
3 bardak süzülmüş yoğurt
1 yumurta
1 yemek kaş. un
Yeteri kadar su
Yağ,nane,tuz,karabiber

 

 

HAZIRLANIŞI:

Pirinç yıkanıp süzgeçe konur.Soğan ince ince doğranır.et,yıkanmış pirinç,tuz ve karabiber bir kapta karıştırılıp et makinasının 1 numaralı süzeğinde çekilir.Çekildikten sonra, yuvarlanacak kıvama gelinceye kadar yoğrulur ve üzeri ıslak bir bezle örtülür.Hamurdan alınan ceviz büyüklüğündeki parça elde bir 10-15 cm. uzunluğunda bir çubuk haline getirilir.Sonra 0.5 cm. uzunluğunda minik parçalara bölünür.Bu parçalar avuçların için yuvarlanıp top haline getirilir.Tüm hamuru yuvarladıktan sonra kaynayan bir su tenceresinin üzerine oturtulmuş süzgeçe konarak fazla pişmeyecek şekilde haşlanır.Haşlanan yuvarlamalar iyice soğutulur.Diğer taraftan kemikli et nohutla pişirilir ve yuvarlamalar içine atılır.Yemeğin yoğurdu ayrı bir tencerede içine yumurta ve un konarak iyice çırpıldıktan sonra pişirilir.Kaynamaya yakın diğer malzeme yavaş yavaş yoğurdun içine konur.Bir taşım kaynadıktan sonra ocak kapatılır.Bir tavada yakılmış ve üzerine kuru nane dökülmüş yağ pişen yemeğin üzerine dökülür.Yemek servise hazırdır.

YIRAAAAĞĞĞĞOLA O NASI HANEK (aaa o nasıl söz) demeyin bu haftalık bu kadar. Her lafı bir atasözü olabilecek Antep halkına ve akrabalarıma buradan sevgiler. Bakalım bizim Antep'liler uyuyor mu? Bu yazımı okuyupta bir yorum yapacaklar mı çok merak ediyorum? Bu yorumu siteme istiyorum duyurulur, telefonla  yada maille değil.  

Ağam yorum biz antepliyik taman.

Sevgilerimle....

Yorum (8) Yorum yaz!

EMEKLİYE EMEKLİYE BİR HAL OLDUK

BEBEKKEN EMEKLİYOR DİYE SEVİNİYORLAR,

YAŞLIYKEN EMEKLİSİN DİYE SEVİNİYORLAR....

Emeklilik ne demekti ya!!!.. Oooo bana çok uzak... Emeklik mi düşünemiyorum bile... Dedik dedik  ne oldu göz açıp kapayınca ya kadar işte emeklilik kapıya dayandı..  İnsan sanki hiç çalışmamış gibi mi oluyordu... yoksa herşeyin bitmesi demek miydi?  Haaaayır!!!!

İki varlığa çok acırım. Biri bebekler, biri yaşlılar. Çünkü ikisine ait korunma evleri vardır. Bebekken emekliyor  diye sevinirler... Yaşlanınca emeklisiniz diye sevinirler...

Yani kısaca emeklilik yeni bir şeye adım atmaktır.. Yeni bir hayat, ikinci bahar, meşgale bulursan da hoş, kendine ayrılan zaman...

Şimdi sizlere başka konuda yazılmış bir yazının emekli/çalışan diye değiştirdiğim değişik bir versiyonunu  sunuyorum.. Kendimi avutmakta olsa.. Olsun emekliyim, gencim, güzelim... İnternetteyim gezinmekteyim. Birgün motoruma atlayıp gezeceğim diye hayal etmekteyim....

EMEKLİ / İŞTE ÇALIŞANLARIN Karşılaştırması;

EMEKLİ; Zamanınızı GENİİİİİŞ BİR YATAKTA, RAHAT KOLTUKTA geçirirsiniz.

ÇALIŞAN; zamanının çoğunu sert sandalyede geçirirsiniz.

EMEKLİ; Üç öğün bedava yemek yersiniz, ( ne bedavası yaaa.. kim demiş.. telefon parası, herşey o kadar artıyor ki.. en basiti kahvaltı etmeden işe gidenler... bir sürü kahvaltılık alıyor... ama maksat emekli övmek ya.. bedava diyelim bozmayın işte..)

ÇALIŞAN;  Tek bir yemek arası vardır, onu da kendisi öder..

EMEKLİ;  İyi davranışınızdan dolayı serbest zamanla kendinizi ödüllendirirsiniz...

ÇALIŞAN;  İyi davranışınızdan dolayı daha çok işle ödüllendirilirsiniz.

EMEKLİ;  Kendi kapınızı kendiniz kilitler, istediğiniz gibi girer çıkarsınız.

ÇALIŞAN;  Bütün kapıları kendiniz açıp kapadığınız gibi bir de güvenlik kartı taşırsınız.

EMEKLİ; TV seyredebilir ve oyun oynayabilirsiniz.

ÇALIŞAN;  TV seyreder veya oyun oynarsanız kovulursunuz.

EMEKLİ; Kendi tuvaletiniz vardır.

ÇALIŞAN;  Bir sürü insanla paylaşırsınız

EMEKLİ; Aileniz ve arkadaşlarınız sizi ziyaret edebilir.

ÇALIŞAN; Onlarla konuşabilmeniz bile zordur.

EMEKLİ; Çalışmadığınız halde maaş gününde paranız gelir.

ÇALIŞAN;  İşe gitmek için gereken tüm harcamaları kendiniz yapar, üstüne üstlük vergi verirsiniz.

SİZCE.... HANGİSİ DAHA İYİ GÖZÜKÜYOR?

EMEKLİLİK DERSİNİZ BELKİ...

ALLAH HERKESE İYİ ŞARTLARDA, SAĞLIKLI EMEKLİLİK VERSİN.. YOKSA ÇALIŞMAK KÖTÜ OLUR MU CANIM..

NE DEMİŞ ATALARIMIZ “İŞLEYEN DEMİR PAS TUTMAZ.”

GEÇEN YILLAR YERİNE, GELEN YILLAR HAKKINDA BİRŞEYLER YAPMAK, HEM  KENDİMİZ HEM TOPLUM ADINA DAHA FAYDALIDIR.

EMEKLİ DE OLSANIZ KENDİNİZE UĞRAŞ BULUN DERİM BEN...

BEN BULDUM.. HEM DE DÜNYA TATLISI.... ÇOCUKLARIM... 

ARTIK “İNSAN YETİŞTİRME SANATI” İLE UGRAŞIYORUM..

SİZLERE ÇOK TANIDIK GELEN, SAĞLIKLI, MUTLU VE BAŞARILI YILLAR DİLEMEK YERİNE, ÖNCE KENDİNİZ, SONRA BAŞKALARI İÇİN YAPILACAK GÜZELLİKLERLE DOLU EMEKLİLİK YAŞAMI DİLİYORUM HERKESE...
UNUTMAYIN; İNSANIN SADECE BİR YERLERDE ÇALIŞARAK BİLFİİL ÜRETMESİ DEĞİLDİR ÖNEMLİ OLAN,
ÖNEMLİ OLAN HER KOŞUL VE ORTAMDA ÜRETEBİLMEKTİR.
.                                                                                                  

Yorum (2) Yorum yaz!

OĞLUM AYTAÇ'A

3,5 KİLO (OĞLUMA)

(Not: Oğlum Aytaç bu öyküyü yazdığımda 9 yaşında idi. Şimdi kendisi 16 yaşında. Altta kızıma diye yazdığım yazı ise kızım 1,5 aylıkken yazılmıştı kendisi şimdi 4 yaşında...

ANNELER GÜNÜ SEBEBİYLE  yayınlıyorum.)         

9 ay.... Bu laf benim lügatımda sadece espriden maruzdu. “Birini sevdin mi 9 ay 10 gün sonra 3.5 kilo kadar bir fazlalığın olacak” derdim şakayla karışık her genç kıza...

İşte bu 3,5 kilo kadar olan fazlalık canımdan çok sevdiğim dizeler yazdıran oğluma ait...

Hastanede sancının vücuduma verdiği ağrılarla, yanıbaşımda bulunan aileme “ ne doğum, ne evlilik bana göre değil” demişim. Bana göre değil dediğim yavrum şu an 9 yaşında. Ve ben her annenin o beylik sözünü söylüyorum.

“Seni iyi ki doğurmuşum”

Hayatın zor ve karmaşası içersinde olan bir arkadaşım “Dünyaya çocuk getirmek bence bencilliktir. Sevgi içgüdünü tatmin için çocukları dünyaya getiriyorsun” demişti. O gün olduğu gibi şimdide şiddetle karşı çıkıyorum. Bencillikte olsa ben bu 3.5 kiloya sahip olduğuma memnunum.

Onun sıcaklığını, kokusunu ve sevgisini, eşdeğer tuttuğum anne sevgisinde buluyorum. Anneme olan bağlılığım ve sevgim oğlumla bütünleşiyor. Anne-evlat sevgisinin yuvarlanarak kocaman, kocaman olan bir kartopuna benzetiyorum. Yuvarlandıkça kenetlenen, sıkı sıkı sarıldıkça büyüyen, ama yok olmayan, kaybolmayan, kar gibi beyaz ve tertemiz.

Hastanede, 3,5 kilo ve bebek takma adıyla  elden ele dolaşan öncelikle küçük burnu gözümün önünden gitmeyen bir canlıyı elime verdiler. Ağzını devamlı yiyecek isteyen balıklar gibi açan, kokusu dünyadaki en pahalı parfümde bile bulunmayan, içimden çıkıpta, içime sevgiyle sokmak istediğim bu varlık 9 senedir hayatımda...

Onunla her saniyem ve her dakikam birlikte geçmiyor. Bazen ömrümün geçen her gününü evladımla geçirmeliyim, onunla dolu dolu yaşamalıyım diye düşünüyorum. Anneme doyamadığım gibi aynı doyumsuzluğu yavrumda da hissediyorum.

Annemin evladı iken sevgim ölçülemezken, evladımın annesi olarak da bu sevgiyi ölçecek bir alet bulamıyorum.

Çünkü son sınırda durabilen ölçü aletleri benim bu iki varlığa olan sevgimi ölçmek için sınırı zorluyor, daha ilerisini istiyor.

9 yıldır birlikte olduğumuz yavrumla anılarımız  birbirinden güzel ve  o artık karşımda sohbet edebilecek genç bir  erkek. Bu düşünce beni ileri yıllara götürüyor.

Onun yüzüne bakıyor ve beraber olacağımız günlerin emekli yıllarıma geleceğini düşünürken, hep onu siyah takım elbise giymiş bir damat ve bayramlarda çocuklarını ellerimi öptürmeye getirecek bir baba olarak hayal ediyorum.

İşte hastanede bana verilen bu bebek bir gün  gelecek sevgimi teslim edeceğim, onu seven birine gidecek. O da evlenecek. Delikanlı olduğunda beraber olabiliriz, şimdi çalışmaktan görüşemiyoruz dediğim yavrum, ben onu beklediğimde o hayatın yollarına başlamış olacak. Ben geri dönerken....

 Benimde gözümün önünde 3.5 kiloluk, balık ağızlı hastanede teslim edilen ile siyah takım elbisede içimde yaşattığım delikanlı siluetli yakışıklı bir çocuk kalacak.

Evladıyla övünen anne hazzını duyabilmeli insan...

Televizyonda, çocuğu üniversite sınavında birinci olan anneye tutulan o mikrofondaki kadının sevincini hissedebilmeli insan...

Kötünün annesi değil, iyinin annesiydim diyebilmeli insan...

Evladını teraziye koyduğunda ölçü bulamamalı insan...

Bakabiliyorsa doğurabilmeli insan...

Sevgisini verebiliyorsa, anne olmalı insan...

Anne kelimesinin anlamını iyi taşımalı insan..

Senin için ne zorluklara katlandım diye çocuğunu suçlamamalı insan.

Oğlumun oynadığı Tiyatro Oyununun bir kuplesinde ne hoş söylemişti...

“Ben Anne ve Babamın sevgisinin ürünüyüm” .

Evet... O istemedi. Onlar bize Allah’ın vermiş olduğu lütuf... Öyleyse en iyi şekilde onu yetiştirebilmek görevimiz..

Nasıl bir ressam eseriyle övünç duyabiliyorsa ya da bilim adamı yaptıklarından dolayı bir fayda sağlayabiliyorsa,

İşte bende Hastanede öpüp kokladığım 3.5 kiloyu yetişkin, olgun ve faydalı bir insan olarak yetiştirebilirsem mutlu olacağım. 3,5 kiloyu sevgimle büyütüp övüneceğim.

Yorum (20) Yorum yaz!

KIZIM ILGIN'A

I  L  G  I  N      B  E  B  E  K

Hayatıma girdiğinde benim için ikinci bahardı.. Çünkü onun hayatıma girişiyle emekli olmaya karar vermiştim. İlk eve geldiğinde, yüzüne baktığımda, birden sözlerini bile çok iyi bilmediğim bu şarkıyı mırıldanmaya başladım.. O da sanki sesimden etkileniyordu ki birden susuyordu..(Birde sesimi inceltip  öyle bir melonkolik hava veriyordum ki şarkı söyleme yarışmalarındaki jüriler bile 10 puan verebilirdi. Annelik duygusunun çıkardığı ses işte. Bebek ya anlamıyordu. Büyüyünce o konuda hayal kırıklığına uğrayacağını bile bile her akşam dinlettim bu şarkıyı kendi sesimden)  Şarkının her sözü sanki bir bebeğin hayata gelişini anlatıyordu.. Candan Erçetin’in “Hoş geldin Bebek” şarkısı.. İşte o şarkının  bana kattığı anlamı size satır satır işleyeceğim.

 

Biliyorum, Sen bir meleksin, Bana yardım için gönderildin.(Evet, 40 yaş bebeği olduğu için yaşlılığımda yardımcı olacak inşallah. Ev işlerini yaptırıp, komşulara kahve yaparken bende örgülerimi daha da geliştiriceğim.)

Biliyorum, Sen bir meleksin, Zor günlerimde çıkageldin (Evet. Emeklilik hayatı mı o ne demek.. Kendimi daha zinde hissetmeme sebep oldu. İlk çocuğumda fazla tadamadığım duyguları tattırdı.)

Yüzümü güldürdün, Başımı döndürdün, Acımı dindirdin,Yolumdan çevirdin. (Evet, emekli olup dükkan açacaktım, onu yapacaktım, bunu yapacaktım, yolumdan çevirdiği doğru)

Eğlendirdin,Sakinleştirdin,Ehlileştirdin,Ve daha bir sürü şey (Eveeeet, hepimizi çok eğlendiriyor, sakinleştiriyor mu haaayııır. Bazen abisini çok arıyoruz. Çünkü o çalışan annenin çocuğuydu ya.. sakin akıllı… bu ise tam bir cadı..)

Canım mısın sen, Benim misin? Her şeyim misin sen,

Hoş geldin melek,Sefalar getirdin.(Evet sefalar getirdin hayatımıza. Nice uzun yaşlara. Allah mürüvetini göstersin bizlere.. Yaş kemale eriyor ya. Allah 20.li, 30.lu, ileriye gideyim belki kabul olur 40.lı yaşlarını görmeyi nasip eylesin inşallaah!)


 

Yorum (12) Yorum yaz!

SOYUT PADİŞAH

EYÜBOĞLU KOLEJİNDEKİ LİSELERARASI TİYATRO FESTİVALİ

ÖDÜL TÖRENİNDEYDİK.

OĞLUMUN DA ROL ALDIĞI

ŞİŞLİ ANADOLU LİSESİNİN "SOYUT PADİŞAH" ADLI OYUNU EN İYİ YAPIM ÖDÜLÜNÜ ALDI.

GECENİN EN ÖNEMLİ ÖDÜLÜYDÜ.. 

ÇOCUKLAR SEVİNÇTEN HAVALARA UÇTU.

TABİİ BENDENİZ DE...

OSCAR TÖRENLERİNDEKİ

GİBİ HEYECAN YAŞADIK NERDEYSE..

EN İYİ KOSTÜM, EN İYİ OYUNCU FİLAN DERKEN MASADA BİR ÖDÜL KALMIŞTI VE  

TAM UMUTLARIMIZ KIRILMIŞTI Kİ.... 

SUNUCUNUN AĞIR AĞIR HEYECANLI SUNUMUYLA, EN İYİ YAPIM  DALINDA  

SOYUT PADİŞAH - ŞİŞLİ ANADOLU LİSESİ DEMESİYLE KUCAĞIMDA OTURAN KIZIMI NEREDEYSE HAVAYA FIRLATACAKTIM..

ÇOCUKLAR KADAR BENDE ÇOK SEVİNDİM.

TEBRİKLER TÜM ŞİŞLİ ANADOLU LİSESİ

 TİYATRO GRUBUNA, 

BAŞROLDE Kİ OYUNCUDAN,  

EN KÜÇÜK ROLDEKİ OYUNCUYA KADAR.1 007

1 019

GECEDE BAYAĞI ÜNLÜ VARDI.. MÜJDAT GEZEN, ANNEM DİZİSİNDEN VAHİDE GÖRDÜM, YABANCI DAMAT DİZİSİNDEKİ MEMİK EMMİ ROLÜNDEKİ ARİF ERKİN VE HATIRLA SEVGİLİ DİZİSİNDEKİ  AHMET'İN ANNESİ ROLÜNDEKİ AYDA AKSEL, ALİYE DİZİSİNDE  KAYINVALİDE ROLÜNDEKİ AYTEN UNCUOĞLU,  IŞIL YÜCESOY, TARIK ŞERBETÇİOĞLU VE

 EN ÖNEMLİSİ DE OĞLUMA EMEĞİ GEÇEN ŞEHİR TİYATROLARI SANATÇISI RAHMİ ELHAN

1 005

1 006

ÖDÜL BUNUNLA SINIRLI KALMADI..

DİĞER YERLERDEN DE ÖDÜLLER ALMIŞLAR..

PROFİLO KÜLTÜR MERKEZİNDEN

 * EN İYİ KOSTÜM

ŞİŞLİ İLÇE FESTİVALİ'NDEN İSE,

 * EN İYİ YARDIMCI KADIN

* EN İYİ YARDIMCI ERKEK

* EN İYİ DEKOR

*EN İYİ 3. OYUN

* LİDERLİK ÖDÜLÜ

Oyun 011 Oyun 042 Oyun 036

Yorum (5) Yorum yaz!

MEŞHUR LAHMACUNCU ALİ USTA

 

Yukarıdaki resim 50 yıl önce çekilmiş bir resimdir. Babam Ali Çalkılıç.

Şimdiler de çocuklarımızı bakkala dahi tek yollayamayacağımız bir dönemde küçücük yaşında Gaziantep'ten İstanbul'a tek başına gelmiş bir adamın öyküsü . İstanbul Anadolu Yakasının ilk Lahmacun Ustalarından Meşhur Kadıköy'ün Ali Usta'sı. 50 yıl önce bu resmi itinayla çektirmiş. Gaziantep'deki anasına babasına hatıra yollamış. Çünkü o zamanlar dükkan değil, seyyar tabla pek bir meşhurmuş. Babamın bu resmini yıllar sonra elimize geçirdiğimde bunu sitemde yayınlamak ve onun nefis lahmacununu sitemde tarif etmek istedim. Çünkü babamın lahmacunu herkes tarafından bir ekoldü o zamanlar. Şimdilerde kendisi hasta olduğu için o nefis lahmacununun tadı tarih oldu ama, tarifi hala defterimin en güzel yerinde saklı. Aşağıda o tarifi sizinle paylaşacağım. Tanıyanlar bilir, kendine has bir baharat kokusu vardı babamın lahmacununun. Sabah erken karabiber çekilirdi evimizde. Eğer karabiber makinasında çekmediysek, sabah bize kızardı. Niye akşam makina da karabiberimi çekmediniz diye. Çok hatırlarım erken saatte karabiber çektiğimizi. Çünkü baharatları çok özeldi babamın. Ve evde onları harmanlar, sadece o günkü katacağı miktarı götürürdü. Dolu kapta hiç maydanozlarını yıkamazdı, akan suda yıkanacaktı tüm sebzeleri. Sular kesikse o gün işe gitmezdi. Birikmiş kapta yıkamazdı hiçbirşeyini. Ama çok malı mülkü oldu mu? Hayır. Gün kazandı, gün yedi derler ya. Öyle geçirdi günlerini. Ama mutlu, çocuklarından umutlu. Beyaz önlüğünün ceplerindeki bozuk paraları akşam gelince başımızdan aşağı yağdırırdı.

Ne güzel lahmacun yapardın babacığım ahhhh!

Olsun, Allah uzun ömürler versin sana da lahmacunlarını tadmasakta olur.

Şimdi aşağıda Kadıköy'ün meşhur Ali Usta'sının lahmacun tarifi;

 

   M a l z  e m e l e r
* 1 kg. yağlı kıyma
* 1/2 kilo soğan,
* 5 demet maydanoz,
*1/2 yeşil biber varsa kır.biber
* 100 gr. sarımsak
(taze veya kuru)
* 1 yemek kaşığı biber salçası,
* 1 yemek kaşığı dom.salçası
* 10 gr.k.biber,
* 10gr.y.bahar
*10 gr.kır.biber,
* 5 gr. kimyon, tuz

HAZIRLANIŞI: 

Maydanozlar yaprak yaprak ayırılır. Soğanlar soyulur ve acısı çıkarılması için ovulur ve bolca yıkanır.(Babam derdi ki soğanı yıkamanın önemi; soğan mideyi yakmasın diye yıkanmalı.)Sarımsaklar temizlenir biberlerin çekirdekleri çıkarılır. Temizleme işi bittikten sonra bütün malzemeler zırkla doğranır veya robotta kıyma halini alıncaya kadar çekilir içine kıyması da konarak iyice karıştırılır ve bir harç elde edilir. Hazırlanan harç pide fırınında fırıncı tarafından pide hamuru ile lahmacunlar yapılarak pişirilir.

İŞTE MEŞHUR GAZİANTEPLİ ALİ USTANIN LAHMUCUNU.

TARİFİ BİZDEN. YAPMASI SİZDEN.

Yorum (14) Yorum yaz!

ANNEM'E

 

BAZEN ÖRGÜYÜ YAMUK YÜMÜK YAPARIM. ANNECİĞİM HEMEN EL ATAR, ONU DÜZELTİR, BİRŞEY SÖKÜLECEK Mİ.. ANNEM ONU SABIRLA SÖKER.. DÜZENLER.

YETENEKTE ONA ÇEKSEYDİK NE OLURDU... 

DERDİMİZ Mİ VAR ÇOK İYİ BİR DİNLEYİCİDİR. YEMEĞİ GÜZELDİR, KENDİSİ ŞİRİNDİR.

BENİM ANNEM EN GÜZELDİR.

YANİ HER ŞEYİYLE GÜZELDİR BENİM ANNEM.

ONUN İÇİN 1983 YILINDA YAZDIĞIM BİR ŞİİRİ ANNELER GÜNÜ DOLAYISIYLA YAYINLIYORUM.

DSCF2832.JPGDSCF5406.JPG

 

(YIL 1983- Anneler gününde hediyesinin yanında anneme iliştirdiğim şiir. Amatörce ve hatalı olabilir. Amatör ruhu diyebilirsiniz.)

 

Gece, gündüz, süt, şefkat, sevgi ve anlayış,

Bunlar sana neyi ifade ediyor desinler.

Anne, anne derim, taaa yüreğimden, derinden

Çünkü seni simgeler hep bütün bunlar.

 

Evladın için çarpar kalbin, her an, her dakika

Onu düşünmeden geçmez hiçbir saatin

Birazcık kırılsan, kızsan da bazı zaman ona.

Yine de evladım der açarsın kucağını.

Uzatırsın yanağına kiraz dudaklarını.,

 

Ya biz anne, ya biz senin yaptıklarına

Karşılık veriyor muyuz düşündün mü acaba?.

Biz evlatlar anneleri ufacık bir olayda

Çabucak kırıp atmıyor muyuz bir kenara.

 

Ama sizler, bizler için cahildir diyorsunuz.

Yine de yüreklerinizi bizler için açıyorsunuz.

Yavrum derken gözlerinizin içi gülüyor.

Sizler cennetin gülüsünüz anne.

 

SİZİN İÇİN ŞARKILAR, ŞİİRLER, KİTAPLAR DA YAZILSA.

YİNE DE HİÇBİR KUVVET SİZLERİ ANLATAMAZ.

SİZLERİN SEVGİSİNİ, VARLIĞINI, HER ŞEYİNİ

SİZDEN BAŞKA HİÇBİR KİMSE, BİR ÇOCUĞA TATTIRAMAZ.

Serpil Gül Paçal

1983, Küçükyalı

 

ANNEM’E

Yorum (2) Yorum yaz!

LALE DEVRİ ÇOCUKLARIYDIK BİZ. ZAMANIMIZ GEÇMİŞ.

HAFTASONU EMİRGANDA LALE FESTİVALİNDEYDİK.... CUMARTESİ GÜNÜ HABER ALDIĞIM BU GEZİYE PAZAR GÜNÜ ALELACELE KATILDIK BANA GÖRE İYİ DE ETTİK.

lale 034

Emirgan’ı gezerken renk renk laleleri görünce tarihini de bilmeden geçmeyelim dedik, hem Büyükşehir Belediye Başkanının hem de Kültür turu hocasının lale hakkındaki bilgilerini dinledik.

 

 Lale’ye Avrupa’da Tulip ismi verilmiş. Vakti zamanında bir Avrupalı İstanbul'a gelir. Bir bayanın tülbendi üzerinde lale resimleri dikkatini çeker ve sorar. Tercüman çiçeğin değil de tülbendin sorulduğunu zannederek 'tülbent' cevabını verir ve oradan lale Avrupa’da 'Tulipan', kısaca Tulip olarak anılmaya başlar. Osmanlı lale bahçeleri de pek bir meşhurmuş. Muhteşem bahçelerde lalelerin aralarına mumlar konur, dans eden mum ışıkları arasındaki bin bir renkli laleler ile akşamsefası yaparlarmış.

 

lale 028

OĞLUM LALELERİN ARASINDA NASIL DA YAKIŞIKLI ÇIKMIŞ

lale 109

AYRICA 75 SANATÇININ HAZIRLADIĞI  LALE SÜSLEMELERİ DE EMİRGAN'A AYRI BİR HAVA KATMIŞ. BUNLARDAN BİRİ DE DERYA BAYKAL'IN HAZIRLADIĞI MAVİ GÜLLERDEN HAZIRLANAN LALE FİGÜRÜ İDİ.. BENİ ÖRGÜYE ALIŞTIRAN PİRİMİZ EFENDİMİZ DERYA BAYKAL'IN HAZIRLADIĞI MAVİ LALENİN ÖNÜNDE RESİM ÇEKTİRMEDEN EDEMEDİM. SAHNEYE ÇIKINCA DA ALKIŞLADIM BOL BOL TABİİ...

ÇAĞLA ŞİKEL, ARZUM ONAN, CEMİL İPEKÇİ, SUNAY AKIN, NÜKHET DURU, RESSAMLAR VE TASARIMCILAR 75 ADET LALEYİ SÜSLEMİŞLER. BAYAĞI BİR HAVALI GÖRÜNTÜ OLMUŞ. BU FESTİVAL BOYUNCA BU SÜSLER İSTANBUL'UN DEĞİŞİK MEKANLARINI DA SÜSLEYECEKLERMİŞ...

lale 082

lale 079

DERYA BAYKALIN HAZIRLADIĞI LALE FİGÜRÜ

lale 078 

lale 083

SUNAY AKIN'IN HAZIRLADIĞI OYUNCAKLI LALE

lale 084

GEZİ BOYUNCA LALE ŞARKILARIN DA NE HOŞ OLDUĞUNU BİR KEZ DAHA ANLADIK.

YANİ GEZİDEN KALAN BİR HOŞ SEDA İDİ..

lale 054 lale 053

Çok geç kalmışız canım, Vakit bu vakit değil
Eski radyolar gibi, Çatıya saklanmış aşk
Öyle sanmışız canım, Artık ölümsüz değil
Leylayla Mecnun gibi, Çoktan masal olmuş aşk
LALE DEVRİ ÇOCUKLARIYIZ BİZ,
Zamanımız geçmiş
Aşk şarabından kimbilir en son, Hangi şanslı içmiş
Ben derim unutma iftihar et,Sevmeyenler utansın
Aşksızlığa mahkum edildiysek, Bu dünya yansın
 

lale 060


Uykulu gözlerle döndüm rüyamdan
Sana sarı laleler aldım, çiçek pazarından
Sen olmasan buralara gelemezdim ben
Sevemezdim bu şehri, anlamazdım dilinden

 

lale 069

Yorum (5) Yorum yaz!

ALTIN GÜNLERİ KALBİ YORUYOR MU?

gun2

ALTIN GÜNLERİ KALBİ YORUYOR DİYE BİR YAZI OKUMUŞTUM. İŞTE YUKARIDA  KALBİMİZİ YORAN BİR ALTIN PARDON PARA GÜNÜNDEN BİR RESİM.. YEDİĞİMİZ İÇTİĞİMİZ ŞEYLER, ÖZELLİKLE ALTIN GÜNLERİNDEKİ BOL YİYECEKLER KADINLARIN KOLESTEROLÜN  ÇIKMASINA, KALBİNİN YORULMASINA SEBEP OLUYORMUŞ...

OLSUN YAAAA. NE OLACAK... KALBİM YİYEREK YORULSUN... MİDEM GÖTÜRDÜKÇE, KOCAM GETİRDİKÇE YİYORUUUUM OOOHHHH.. GÜNLERDE DE EV SAHİBESİ YAPTIKÇA YİYORUM SİZE NEEEE... OOOHHH... AMA BİR DAHA Kİ GÜNDEKİ İSMİ LAZIM DEĞİL, GİDECEĞİMİZ  EVSAHİBESİ,  YİYECEK OLAYINI  YAŞIMIZIN KEMALE ERDİĞİNE BAĞLAYARAK, SAĞLIĞIMIZ AÇISINDAN KAHVALTIYLA BİTİRMENİN UYGUNLUĞUNA BAĞLAYARAK, FAZLA BİRŞEY YAPAMAYACAĞINI SÖYLEMESİ,  O GÜNDE YEMEYE ALIŞIK KALBİMDE NE HASARLAR BIRAKACAK BİLEMİYORUM AMA... AÇLIKTAN ÖLECEĞİM KESİN. LAFI ANLAYAN ANLADI...

 

gun1

BU RESMİ TÜM ALTIN GÜNLERİNDE Kİ GÜZEL YİYECEK YAPANLARA HELAL OLSUN DİYEREK BECEREKLİ KADINLARA İTHAF EDİYORUM.

 

Yorum (yok) Yorum yaz!

ÖZGÜR VE SONGÜL'E ÖMÜR BOYU MUTLULUKLAR

CIMG1283.JPG CIMG1296.JPG  

Birbirleri için çarpan 2 kalpte, sımsıcak bir sevgi.
Kendi ayakları üzerinde durmaya karar veren, 2 genç insan.
Yavrularının kendi kanatları ile uçmasından
Mutluluk duyan 2 aile.
Böyle bir mutluluk tablosuna dâhil olmasını
Çok istediğimiz halde olamadığımız,
Almanya'da oldukları için hemen yanlarına ulaşamadığımız

sevgili yeğenimiz Özgür'e ve eşi Songül'e

Ömür boyu mutluluklar.

Resimlerinizle sizleri anıyoruz..


CIMG1540.JPG
 
CIMG1450.JPG

Yorum (yok) Yorum yaz!

MÜZE KART UYGULAMASI İLE TARİHE YOLCULUK

 Türk toplumu olarak müzelere ne kadar düşkünsünüz bilemem ama,  yeni çıkan bir uygulamanın sanat ve tarihe  önem verenlere faydası çok. Müzekart’dan bahsediyorum. Tarihe olan yolculuğunuza 20 YTL bir ücretle başlıyorsunuz.  Hatta sadece müze değil, Turizm Bakanlığına bağlı tüm ören yerlerine de girebiliyorsunuz. Müze nedir, bize ne kazandırır bu konu ile ilgili kısa bir tanıtım yaptıktan sonra, bu yıl ki tatilimizde yanımızda bulunan müzekart ile nasıl zevkli geziler yaptık onları da anlatacağım sizlere..
pamukkale

İstanbul’da bir ara çıkartırım diye ertelediğim müze kartıyla,  Pamukkale travertenlerine girmek için geldiğim müze gişesinde tanıştım. Görevli travertenlere girmek için 20 ytl ücret talep etti. Çok pahalanmış diye şikayetlenirken isterseniz kimliğinizi verin size hemen bir müze kart verelim dedi. O da 20 ytl imiş. Biz zaten müze ve ören yerlerini gezmeye çok seven biri olarak hemen kabul ettik. İşte 5 dakika içinde resimli, kişiye özel müze kartımız elimizde...  Pamukkale’yi bu sene çok güzelleştirmişler diye de küçük bir anekdotu da size aktarmadan geçemeyeceğim.  Bu mekanı çok beğendiğimiz için, 20 milyon verdiğimiz kartla istediğimiz kadar, sınırsız ziyaret ettik. Aynı gün orada bulunan bir başka ören yerine gittik, yine bir başka müzeyi daha ziyaret ettik.. Dolayısıyla Müze kart bizi daha da bir müze bağımlısı yaptı ve tarihe yolculuğumuz başladı. Yol boyunca gittiğimiz tüm antik kentlere de ücretsiz girdik.  Müzekartı göster, hoooop tarihin içine geç... Yani gezdiğiniz yerler,  kendiliğinden amorti etti verdiğiniz parayı...

Kısaca bu güzel uygulamayı herkese tavsiye ediyorum. T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı,  Türkiye Seyahat Acentaları Birliği (TÜRSAB) işbirliğiyle, Türk halkını müzelerle buluşturmak amacıyla    “Müzekart” projesini hayata geçirdi. “Müzekart” ile 7’den 70’e herkes Türkiye’deki 300’ü aşkın müze ve ören yerini bir yıl boyunca dilediği kadar gezebilecek.

Türk insanın sahip olduğu kültürel değerlere sahip çıkması ve kültürel zenginliklerimizi gelecek nesillere aktarmamız açısından müzelerimizin çok önemli işlevi vardır ve  müze gezmenin tarihi yaşamak adına herkesin katılması gereken bir kültürel aktivitedir..

İlk uygarlıklardan Osmanlı İmparatorluğu’na kadar asırlar boyunca birçok uygarlığın beşiği olan Anadolu’nun ev sahipliği yaptığı kültürlerin eserlerine, dünyaca ünlü tarih hazinelerine ve zenginliklerine Müzekart ile tekrar tekrar yolculuk yapılabiliyor.

En azından bu kart var diye elinizde kendinizi zorlayabiliyorsunuz.  Bizler devamlı bahane bulan bir millet olduğumuz için, artık bahane de bulmadan hiç olmazsa kartın süresi kadar gezmeye başlayabilirsiniz.

Müzelerimizin görevlerinden biri kültürel varlıkları korumak ise, diğeri eğitimdir.

Polonya’daki bir müzenin önündeki şu yazı müzenin önemini çok güzel açıklıyor. “Geçmiş, gelecek içindir”

Geçmişimize sahip olmak için, müzekartla tarihe yolculuğa ne dersiniz. Almak ta kolayş www.muzekart.com sayfasından kendinize müzekart çıkartabiliyorsunuz. Ya da en kolay alabileceğiniz yerlerin adreslerini alarak kimliğinizle beraber giderek 5 dakika da sahip olabiliyorsunuz. Hadi bu yazıdan sonra hep birlikte bir atak yapalım geçmişimizi tanıyalım.

 

pamukkale

pamukkale

Yorum (1) Yorum yaz!

SEVDAYI SEVENE, DOSTLUĞU BİLENE, HAYATI GEZENE SOR.

DSCF2828.JPG

            Evliya Çelebiden kalan seyyahlık ruhumuz depreşerek sömestr tatilini de fırsat bilerek, attık bavulları arabaya, vurduk başımızı yollara...

 

            Bilenler bilir, Evliya Çelebi  rivayete göre rüyasında peygamberimizi görmüş “Şefaat ya Rasullallah” diyecek yerde, dili sürtmüş ve “Seyahat ya Rasullallah” demiş ve Allahın hikmetiyle bu duası kabul olmuş ve de her daim gezmiş..  İşte bizde de bu ruh oluşmuş devamlı gezmek, görmek ve paylaşmak amacıyla, fırsat bulduğumuz her daim yollara  düşüyoruz.. Biri bize kötülük olsun diye “Canın Cehenneme” dese, “Ohhhh! Galiba bize seyahat göründü” bize diye seviniyoruz niyesini bilmeden.  Yediğimiz içtiğimiz bizim olsun dedik ve son zamanların gözde turizmi olan Kaplıca Turizmini,  biz kış turizmi olarak değiştirerek, 4 yıldır gittiğimiz İnegöl’deki Oylat Kaplıcalarına doğru yola çıktık..

            Kaplıcaları eskiden yaşlıların gideceği bir mekan olarak gören ben, yaş kemale erdikçe kış turizmi yerine koydum. Bu konuda da İnegöl’deki Oylat Kaplıcaları sadece kaplıca turizmi olarak değil doğası ile de harika bir diyar olarak sizlere önermeyi de bir borç bildim.

            Kaplıca tarihleri hemen hemen her yerde aynı.  Muhakkak zavallı bir kızcağız bu kaplıca bölgelerine konur, kaplıca sularıyla yıkanan kız iyileşir ve kaplıcaların bize kazandırılmasını sağlar. Oylat Kaplıcaları da böyle bir öyküye dayanıyor. Bizans İmparatorluğu zamanında İnegöl Civarı’nı hakim olan Tekfur’un bir kızı vardır. Günün birinde bu kız hastalanır, yatağa düşer. Zamanın hekimleri Tekfur’un kızının derdine çare bulamazlar. Hastalık uzun sürer. Tekfur çok sevdiği kızının ızdıraplarına tahammül edemez. Hastayı tedavi eden kızı göz önünden uzaklaştırmak ve son bir tedavi şansı vermek üzere ormanın içindeki o zaman adsız olan bu ılıcaya gönderilmesini tavsiye ederler. Kızı buraya getirirler. Kendisinin son günleri olduğuna inanarak ölyat deyip bırakırlar.

Çaresiz bir derdi olduğuna inanılan Tekfurun kızı her gün bu sularda yıkanır. Gün geçtikçe iyileşir ve eski sağlığına kavuşarak babasının sarayına geri döner. O gün bu gündür Ölyat kaplıcası civar halkı tarafından bir şifa kaynağı olarak tanınır ve kullanılır. Bu şifalı yine o sudur, fakat zaman Ölyat’ı Oylat yapmıştır. Bizde sağ olsun Tekfur kızına diyerek,   gidelim güzelleşelim biraz da iyileşelim dedik. Ama hikmetinden sual olunmaz her yanlarımız ağrı içinde döndük.. Büyüklerimizin dediğine göre ağrılar varsa iyileşecekmişiz.. Cildimiz parlamış, ömrümüzde yıkanmadığımız kadar sabunlanmış, sıcacık havuzlarda yüzmüştük ama amiane tabirle  pelte gibi olmuştuk. yani.. Ama kış turizme olarak, kayak turizminden bile hoşumuza gitti yani. Çünkü bu bölgede isterseniz kayak bile yapabileceğiniz hoş mekanlar var. Erikli memba sularının kaynağı. Her yerden akan suları içebiliyorsunuz.. Şelale yolu denen patika yoluyla da erikli memba sularının kaynağına ulaşıyorsunuz. Hoş bir doğa yürüyüşü, kar, sıcak su, enfes yemekler. Eeee daha ne isteyebilirdik ki, bari keyfini çıkaralım dedim habire yıkandık. Elimiz, kolumuz, kanadımız kırıldı. Şu yazıyı bile kaleme alacak halim kalmadı yani..

Çünkü bana göre belirli yaş grupları, şöyle bir kaplıcaya gidip rahatlasam derler. Güzel bir kaplıcada iyi bir banyo ihtiyacını gideren kişi kirlerinden arındıktan sonra kasları gevşer, ağrıları azalır ve kendisini dinlenmiş bulur. Gerçekten de birçok fiziksel hastalıkların tedavisine yardımcı olduğu gibi, kaplıcalar asıl  ruh sağlığının da düzeltilmesi için bir başlangıçtır aslında..

Fiziksel rahatsızlıklarında daha iyi bir netice almak için, özellikle de ruh sağlığını düzeltmek gerekir. Öncelikle de tüm tedavilere ek bir tedavi olarak, kaplıcalardan da istifade etmek mümkündür. Ayrıca kaplıcaların günlük yorgunluğu değil bütün yıl içinde biriken sıkıntıları unutturur. Banyonun ferahlatıcı sularından çıkıldığı zaman insan ruhen ve bedenen rahatladığını hisseder. Ama en önemlisi iyi bir kış turizmidir işte o kaaa... 

 

Lafın özü, ben size gittiğim gördüğüm yerleri anlatsam bile, yine de siz,

 

 “ Hiçbir şey tam değildir, ben görmeden önce” diyorsanız gezin.

“İnsan kaldıkça küflenir, gidemedikçe çürür” diyorsanız gezin.

“Bir defa görmek, bin defa duymaktan daha kıymetlidir.” diyorsanız gezin.

“Gitmediğin yer, senin değildir” diyorsanız gezin.

 

“Ne duruyorsun be, at kendini denize;
Geride bekleyenin varmış, aldırma;
Görmüyor musun, her yanda hürriyet;
Yelken ol, kürek ol, dümen ol, balık ol, su ol;
Git gidebildiğin yere...”

Bol bol gezebilmeniz içinde, hepinize sağlıklı ve bol paralı günler diliyorum.

 

Yorum (yok) Yorum yaz!

EVLİLİK NEDİR YAHU?

DSCF5364

  Melih Cevdet'e sormuşlar, 

"Evlilik nedir" diye..

Eskiden demiş, kız tarafının ve oğlan tarafının ailesi biraraya gelir, yeni çiftin kuracağı yuva için beraber hazırlık yapılır, beraberce yeni ev düzülürdü.

Tabi o zamanlar evler genelde bahçe içinde müstakil evlerdi.

O yüzden buna "evlenmek"denirdi.

Şimdi ise yeni evliler apartman dairelerinde yani katlarda oturuyorlar, 
Bu yüzden artık evlilik "katlanmaktır" demiş."

 

İşte yeni nişanlanan resimdeki çiftimize de (sevgili arkadaşım Nono'nun kızı)   bu konuda bir katkı olarak bu yazıyı yayınlıyorum.

DSCF5358

Resimde kız ve oğlan tarafı bir arada....

 Hikayemizdeki gibi çiftimize hayırlı evler düzsünler inşallaaaaah...

Yorum (3) Yorum yaz!

FESTİVALLER ŞEHRİ İSTANBUL. ONA SAHİP OLMAK YETMEZ, KORUMAK GERE

ONUNLA İÇİÇE YAŞAMAK YETMEZ; 
SEVMEK GEREK
ONUNLA ÖVÜNMEK YETMEZ;
BİLGİLENMEK GEREK
ONA SAHİP OLMAK YETMEZ;
KORUMAK GEREK

 BİZ MİRASIMIZA SAHİP ÇIKMAYI TERCİH EDEREK İSTANBUL'UN KÜLTÜR ELÇİSİ OLDUK.
HAFTASONU HAN VE PASAJ ŞENLİĞİNDEYDİK.
ADIMGENC SİTESİNE GİREREK PROGRAMLARI OKUYUN VE ÜCRETSİZ KATILIN. HARİKA ETKİNLİKLER. BİZDEN SÖYLEMESİ

Yorum (yok) Yorum yaz!

KIZIM MENŞUUUUR OLDU....

ARTIK KIZIM MENŞUUUUR OLDU...

YOUTUBE'LARA KONU OLDU.... SEYREDEBİLİRSİNİZ ...

DURMAYINIZ TIKLAYINIZ.

 

http://www.youtube.com/watch?v=2ThheCUZdUY

 

 

Yorum (1) Yorum yaz!

YAŞLILAR HAFTASI NEDENİYLE,

  YAŞLANMAK MI O NE DEMEK!!! 

(yaşlılar haftası nedeniyle eski yazımı güncelledim)

Minik minik adımlar atar iken ben,

bir elimden babam tuttu bir elimden annem...

Bu sözleri okurken yılların ne çabuk geçtiğini düşündüm. Şimdi yaşlı olduğunu düşündüğümüz anne ve babalarımızın statüsüne neredeyse yavaş yavaş yaklaşıyoruz. Yaşlılık; hele şerefli bir ömür sürenlerin yaşlılığı, insana bütün gençlik zevklerinden daha değerli sayılacak derecede büyük bir itibarmış meğer. Geçen gün  İstanbul’a 4 saatlik mesafede bir yere tatile gitmiştik. Oğlumla sohbet ederken, eski yaşamışlıklarımızdan söz açıldı. Oğlum aynı bir roman dinler gibi anlattığım konunun onu mutlu ettiğini söyledi. Bende coştukça coştum. Anlattıkça anlattım. Bir baktım 4 saatlik yol bitmiş. İstanbul’a gelmişiz. Yine birgün oğlumla otururken eski yıllarda okullarda şiir okumanın, milli günlerin daha anlamlı kutlandığına dair konularla ilgili konuşuyorduk. Küçüklük yaşlarımdaki okuduğum şiir anılarımı anlatmaya başladım. Sonra farkına vardım. İşte ben artık yaşlanmıştım. Çocuğuma her konuda anlatacak ne çok anım vardı... Annem ve babam yaşlandı artık derken bende çocuğumun gözünde bol anılı bir yaşlı olmuştum. Bir söz vardır.. Yaşlılar ansiklopedi gibidir. Tam okunacak zamanda onları alır, rafa koyarsınız. Aklınıza geldiğinde ara sıra arar, karıştırırsınız. Yoksa benimde çocuklarım artık beni rafta ara sıra bakılan kitaplardan mı sayacaklar.. Ayyy olamaz artık kitaplara da bakılmıyor.. İnternet çıktı, internetten tırrt bilgi alınıveriyor. Hiç şansımız kalmadı mı yoksa ... Yok yok silkineyim. Gencim ben canım. Benim fikirlerimde önemli dediğim bir vakitte... Oğlumun “Aman anneee” diye başlayan yorumları.. Artık fikirlerimin de eskisi gibi kaale alınmadığının bir göstergesi miydi yoksa... Eyvahhh diyerek silkindim... Ne oluyordu bana... Hayır canım ben  kendimle barışığım. Yaşımla barışığım. O  zaman yaşlı değilim. İçinizdeki yaşama zevki bittiği an siz zaten yaşlanmışsınızdır. Bu kaç yaşında olursanız olun değişmez diye avutuyordum ki kendimi.. Peki ama neden belli bir yaştan sonra insanlar yaşlarını saklamaya başlıyor o zaman.  Canım insan neden yaşını saklar ki? Zira yaşlılık maalesef bir suç, bir ayıp gibi değerlendiriliyor da ondan. Öyle bir yere konuyor ki yaşlılar... Oraya ne kadar geç ulaşılırsa kardır.  ‘‘Yaşlı’’ derken artık  40'ından gün almışlara da yaşlandın diyorlar da ondan.. 80'ine geldiniz mi. Aman keşke bizde o kadar yaşasak daha ne isteriz diye sizi kesiveriyorlar Oysa siz yaşamışlıklarınızı söylemek istiyordunuz. Olmaz yeter artık! Çok konuştun. Yaşlı huysuz ihtiyar oluveriyorsunuz..  İnsanlar birbirine hakaret etmek istediklerinde ‘‘anam/babam yaşında’’ diyorlar.
‘‘Ben yaşımla gurur duyuyorum, üstelik gençliğim tek silahım olmadı hiçbir zaman’’ falan deyin istediğiniz kadar... Laga luga. Yani istediğiniz kadar kendinizden emin, başınız dik dolaşın durun, onlar sizi öyle bir harcarlar ki gıyabınızda... Görüntünüzle iş yapmanız da şart değil. Üniversitede hoca olun isterseniz... Gazeteci olun, mühendis olun... Hiç fark etmez. Allamei cihan da olabilirsiniz. 40'ı geçmişseniz ‘‘ayıp’’ınız var demektir.
Hadi işi gücü bırakalım bir tarafa... Orada burada, sohbetlerde eş dost durur durur yaşınızı sorar. Hınzırca... Sonradan dedikodunuzu yapmak üzere...
‘‘Biliyor musun 45 yaşındaymış!’’
‘‘Aaa! Ne ayıp!’’ demez karşıdaki ama demeye getirir.
Hepimiz yaptık zamanında... Yani 40'ı geçtiyseniz işiniz bitiktir bu memlekette. Onun için geçmemeye çalışın. Baktınız artık imkansız hale geldi,yavaş yavaş ilerleyin. Üç yılda bir yıl mesela... Düşmanlarınız çatlasın!
Ayol, sorarım size... Ataları bile ‘‘40'ından sonra azanı teneşir paklar’’ diyen bir toplumun, 40'ını geçmiş fakat gönlü kıpır kıpır evladı, 38'de takılıp kalmaz da ne yapar? 40 yaşıma geldim geçiyorum, kim ne derse desin ruhsuz gençlere taş çıkartırım alimallah. Hele gençlerin coşkulu sorularıma tek kelimelik cevaplar vermeleri yaşımdan önce yaşlandıracak beni... Boşverin yaşı maşı, ne varsa neşeli insanlarda var...  Bence yaşlılık, ne saçın ağarması, ne de belin bükülmesidir, gayesi biten, ümidi sönen herkes yaşlıdır.

 

Yorum (2) Yorum yaz!

1 GÜNDE İSTANBUL

İSTANBUL'U BİR GÜNDE

GEZEBİLMEK İÇİN ÖNERİ

“İstanbul’un diğer şehirlerden ayrı taraflarını görmesi lazım. Evvela Sultanahmet Meydanı’na gelmesi lazım. Hem Ayasofya başta olmak üzere Bizantik dönem eserlerini görebilir, hem de Sultanahmet Camii’ni, taşları, Hipodrom Meydanı’nı… Çinili Köşk’ü görmesi şart, Arkeoloji Müzesi’ni de… Buralar görüldükten sonra muhakkak geleceği yer, Topkapı Sarayı. Eğer gerçekten meraklı biriyse, Topkapı Sarayı’nın yakınında Büyük Bizans Sarayı’nın mozaiklerini görebilir. Buraların gezilmesi öğlene kadar bitmelidir. Hattâ 10 dakikalık bir tur ile Yerebatan Sarnıcı da haritaya eklenebilir.”

Bu öneriyi yapan şu anda bir çırpıda okuduğum “İstanbul’da Yaşama Sanatı”nın yazarı Haluk Dursun. İstanbul’u görmek için ömrünün sadece bir gününü verebilen bahtsızı işte böyle teselli ediyor. Geliyoruz bir günün öğleden sonrasına:

“Eğer gezen kişi Müslüman’sa Eyüp Sultan’a gönderirim. Haliç ve Eyüp Sultan gezisi yaptırarak tarihi bölgeyi bir güne ancak böyle sığdırabilirim. Eğer yabancı ise Eyüp’e değil Boğaziçi’ne gönderirim. Boğaz’ı, yalıları, o bölgeyi gezmeli.” Anlıyoruz ki İstanbul'u görmek için eski İstanbul'u görmek şart.

Eyüp Sultan Camii ise yine Musluman gezgin için İstanbul'un en önemli mekanlarından. Sahi, neden Süleymaniye değilde Eyüp Sultan? Neden bir günlük listenin içinden Koca Sinan'ın muhteşem eseri yok. "Çünkü Eyüp Sultan'ın İstanbul için önemi daha büyük. Süleymaniye bir mimari mekanlar bütünüdür, muhteşemdir. Ancak; eyüp bir mistik mekan ve makamdır. Kişi Süleymaniye'de görür, lakin Eyüp'de hisseder."

Ayasofya’yı turist gibi gezmeyin

Listede dikkat çeken bir başka mekân da Çinili Köşk. Pek çoğumuzun görmediği, görse de neresi olduğunu bilmediği Çinili Köşk için Haluk Dursun bakın ne diyor: “Çinili Köşk Fatih’in yadigârıdır. Fatih döneminden kalan tek eserdir. Ancak görmemiş olan çok kişi var; insanlar böyle bir eseri merak etmiyorlar…”

İstanbul gezisi için kısıtlı değil geniş zamana sahip olanlar için yazılmış “İstanbul’da Yaşama Sanatı” kitabında, örneğin Sultanahmet ziyaretine yönelik şu nefis satırlarla güzel tavsiyelerde bulunuyor Haluk Dursun:

“Sultanahmet’e öyle doğrudan turistler gibi girivermeyin. Arasta’ya inen yolun üzerindeki tepeciğe çıkın, Hünkar Kasrı üzerinden kubbe ve minarelerini bakışlarınızın içine hapsedin. Yok daha manevî hisler uyandıran, daha derunî tatlar ortaya çıkaran bir ziyaret isterseniz, İbrahim Paşa Sarayı’na arkanızı dönüp, caminin avlu kapısından içeri girip, o taş merdivenleri ağır ağır çıkarak gözünüzü önce iç avluya, sonra şadırvana ve daha sonra birer birer, kubbelere yöneltin. O kubbelerle birlikte siz de arşa yükselin.”

Mistik mekânlar da iyi bilinmeli

Haluk Dursun, Ayasofya Müzesi’nde devam ettiği görevi için mesaiye gelirken çoğunlukla kendisine tahsis edilen makam arabasını kullanmadığını, bunun yerine vapuru tercih ettiğini anlatıyor. Bu arada, Ayasofya’yı da, Topkapı Sarayı’nı da en çok hafta içi ziyarete kapalı olduğu günler sevdiğini belirten hocaya, Ayasofya’nın İstanbul için önemini soruyoruz:

“Ayasofya bir Bizans eseridir. Bizans eserleri görülmeden İstanbul tanınamaz. Bu açıdan çok önemlidir. İnsan istediği kadar Bizans’ı sevmesin, yine de bu eserleri görmek zorundadır. Gül Camii’ni, Zeyrek’i, Aya İrini Kilisesi’ni, Kariye Müzesi’ni görmeden İstanbul’u görmek mümkün değildir.”

Ancak, Bizantik eserler kadar, mistik mekânların da iyi bilinmesi gerektiğini vurguluyor Haluk Dursun. Galata Mevlevihanesi, Yenikapı Mevlevihanesi, Yahya Efendi Dergâhı, Aziz Mahmut Hüdayi, Sümbül Efendi bilinmelidir İstanbullu olmak için.

Aslına bakarsanız, İstanbul’da nerelerin gezilmesi gerektiğine dair bir sohbet için Haluk Dursun’la günlerce konuşmak, hatta birlikte dolaşmak gerekir. Çünkü yukarıda şimdiye kadar zikredilen mekanlar, hocanın aklına ilk gelen ve İstanbul’u az bilenlere yönelik tavsiye edilmiş mekanlar. Oysa, Atik Valide Külliyesi’nden Sultan Abdulaziz’in av köşküne kadar öyle çok mekan, çeşme, kasır, yalı ve cami var ki…

İstanbul’un derununa aşina olmak

Şu anda İstanbul’da görülmesi gereken noktaları bir liste haline dönüştürdüğünü, bu listenin yüz otuz maddeyi bulduğunu, ancak henüz kesinleşmediğini belirten Dursun, “zaten sadece bu listedeki yerleri gezmek de yetmez” diyor. “İstanbul gezmekle bitmez. Ben hâlâ yeni bir semt ismi öğrenebiliyorum. Elimde defter ve kalem, sürekli gezmeye devam ediyorum. Ancak, İstanbul’u yaşamak isteyen kişi için, gezmek kâfi gelmez. İstanbul’un bir kültürü, geleneği vardır. Bu geleneği bilmesi gerekir ki, ben buna ‘derununa âşina olmak’ diyorum.”

“İstanbul’u bir yüzeyden, satıhtan görmek var, bir de derinliğine girmek var. Bunun için altyapıyı bilmeniz lazım. İstanbul’un kültürüne aşina olmanız lazım” diyen Haluk Dursun, İstanbul’un yalnızca mekân değil, aynı zamanda “insan” şehri de olduğunu belirtiyor. Bununla da bitmiyor; bir de musiki var. Yani, İstanbul, insan, mekan ve elhan (nağmeler) şehri…

“İstanbul, insanlar şehridir. Necip Fazıl’dan Yahya Kemal’e, ‘İstanbullu’ prototipi mevcuttur. İstanbullu, musiki bilir, icra eder, kulak verir. Eski insan üç cepheden müteşekkildir: Akl-ı selim, kalb-i selim ve zevk-i selim. Günümüzde ilk iki şart daha rahat sağlansa da, zevk-i selimde eksiklikler göze çarpmaktadır. Bunun için güzel sanatlarla meşgul olmak elzemdir. Mesela İstanbul’da en güzel ezanlar okunmalıdır. Güzel okunan ezan, İstanbul’un sesidir.”

Bayram namazı Süleymaniye’de kılınır

Haluk Dursun Hoca, İstanbul’da yaşayan erkeğin bayram namazını mutlaka Süleymaniye yahut bir selâtin camiinde, en azından Mimar Sinan Camii’nde kılması gerektiğini, mahalle mescidinde bayram namazı kılınmayacağını da ekledikten sonra, bir hatırasını anlatıyor:

“Güzel ezan okuyan bir arkadaşımız var Mustafa adında. Bir defasında bir ekiple Kuzey Bulgaristan’da Şumlu Camii’ne gittik. Oralarda, gittiğim yerlerde, beni tanırlar. Camide ‘ezanı bizim arkadaş okusun’ dedim, kabul ettiler. Mustafa çıktı, hicaz usulü okudu ikindi ezanını. Ekipte bulunan Mehmet Şevket Eygi Ağabey, benim ezanı Mustafa’ya okutturduğumu bilmiyordu. Koşa koşa geldi heyecanla; nasıl sevinmiş… ‘Haluk,’ dedi, ‘burada İstanbul usulü ezan okunuyor!’” 

İstanbul mutfağının temeli balıktır

İstanbul kültürünü, yalnızca insan, mekan ve elhanla da sınırlamıyor Haluk Dursun. Aynı zamanda, bu kültürü oluşturan bir altyapı, İstanbul’un kendine ait şehirsel özellikleri var. Haluk Dursun, “İstanbul’un gastronomi dediğimiz yemek kültürü, flora denilen bitki kültürü, mimarisi, sosyolojisi ve din kültürü, musiki kültürü, fauna dediğimiz hayvan yapısı, tasavvuf kültürü, bilinmelidir. Örneğin kendine has balıkları, kuşları vardır İstanbul’un. Lüferin, istavritin ne zaman yeneceği bilinir. Eski İstanbul’da, kadın balıkları çok iyi tanır meselâ. Ancak alıp getirmek, ayıklamak ve pişirmek erkeğin işidir.”

“Aynı şekilde ağaç kültürü… İstanbul’un kendine ait ağaçları vardır. Biz her gördüğümüz ağacı çınar zannederiz. Oysa çınar meydan ağacıdır, bahçelerde selvi, tekke ve türbelerde çitlembik, yalı bahçelerinde manolya, korularda erguvan bulunur. İşin ilginci, bu ağaçların pek çoğu hâlâ yaşıyor. Ancak kimse gidip de bakmıyor, merak edip öğrenmiyor.”

Gastronomi, yani yeme alışkanlıklarına gelince… Yerli enginarın hangi ayda çıkacağını (nisan ayının ortası), onu beklediğini belirtiyor hoca. Aşurenin, nevruzun, hıdırellezin İstanbullu için anlamı olduğunu, bu zamanlara özel mutfak alışkanlıkları olduğunu anlatıyor. “İstanbullunun mutfağının temeli balıktır. Dana eti yenmez meselâ. Kuzu yenir, o da ancak hıdırellezde kesilebilir. Hıdırelleze kadar kıyılmaz kuzuya. İstanbul efendisi, hıdırellezde evi için başta bir kuzu olmak üzere alışveriş yapar; mutfağa erzak, hanımına çiçek almadan eve gelmez.”

Erguvanları nerede seyredelim?

Haluk Dursun’un İstanbul’u, sanki bir masal şehri. Oysa, biz de onun yaşadığı İstanbul’da yaşıyoruz; aynı yerleri görüp aynı yollardan geçiyoruz. Meraksızlığımızın, heyecansızlığımızın birer vesikası olarak, İstanbul’da yaşayıp İstanbullu olamıyoruz. Bu durumu değiştirmek için ne yapmak gerek? Elbette önce bakış açımızı değiştirmeli, sonra da hiç vakit kaybetmeden çocuklarımıza İstanbul’u öğretmeliyiz. “Ben” diyor Haluk Dursun, “İstanbul’da ne olsa kızımı götürüp gösteririm. O çocukluğundan beri mor salkımın açtığını, erguvanların büyüdüğünü görür. Gittiğim her yere götürür, evde yemek yaparken de onunla birlikte yaparım. Balıklarla tanışıktır o…”

Erguvan demişken,

Mayıs ayına gelince, Dursun Hoca “erguvan bayramı” dediği, erguvan bayramı olarak yaşadığı günleri şöyle tasvir ediyor:

“Çubuklu Hidiv Korusu’nda, Kanlıca tepelerinde, Mihrâbâd Korusu’nda, Küçüksu Sevda Tepesi’nde, Kandilli Cemile Sultan Korusu’nda öbek öbek beliren Rumi erguvanlar, Vaniköy Papaz ile Kuzguncuk Fethi Paşa Koruları’nda küçük gruplardan toplu gösterilere geçerek değişik renk tonlarıyla Boğaz’ın Anadolu yakasını Süheyl Ünver’in deyimiyle ‘Erguvan Nuru’na dönüştürürler. Genellikle hepsinin ‘pembelikte imtizaç etmiş tenleri’ gözlerimizi üzerlerine celb eder.”

İstanbul bir nostalji kenti değil

 Son sualimizi yöneltiyoruz İstanbul âşığına: “İstanbul’a şimdiye kadar yapılmış en büyük kötülük nedir?” Bu soruya, merhum Münevver Ayaşlı’dan işittiği bir tespitle cevap veriyor Dursun: “İstanbul’a en büyük kötülüğü imar sevdalısı belediye başkanları yapmıştır.” Ancak, yine de ümitsizliğe kapılmıyor. Bir gezginin yüreğine hançer gibi saplansa da kırık dökük damlarından estetik yoksunluğu akan İstanbul sokakları, yine de Üsküdar’daki tekkelerden Ortaköy’deki saraylara, köşklerden korulara pek çok güzellikten bahsediyor. Bunları anlatırken, sürekli altını çizdiği bir şey var: İstanbul hâlâ yaşıyor. Yeter ki gezmek, tanımak isteyelim. Gençlerin gezmeye vakit ayırmasını, öğrenmeye iştiyaklarının olmasını arzu eden Haluk Dursun, İstanbul’un bir nostalji kenti olmadığını, bu güzel kentte halihazırda yaşanacak sayısız güzelliğin bulunduğunu tekrar tekrar söylüyor…

Haluk Dursun anlatıyor:

İstanbul’da nerede ne yenir?

Karaköy’deki Liman Lokantası’nda, Çırağan Sarayı’ndaki Tuğra’da, Kuruçeşme’deki Divan’da, Yeniköy’de Le Classique ve Cafe Keyif’de, Ortaköy, Arnavutköy, Hisar, Tarabya gibi yerlerde yediğiniz yemeğin ardından, ister Bebek Oteli’nin deniz karşısındaki masalarının birinden Bebek koyuna uzanarak, ister Emirgan çınarlarının altında suların musikisine dalarak çayınızı yudumlayabilirsiniz.

Dilerseniz karşı tarafta Anadolu Kavağı’ndaki balık, midye, Beykoz’da paça, Kanlıca’da yoğurt yiyebilir veya Yuşa Tepesi’ne, Anadolu Kavağı Ceneviz Kalesi’ne, Burunbahçeye, Beykoz’un çayır köylerine, Mihrabâd’a mesireye çıkabilirsiniz. Kuzguncuk Fethi Paşa Korusu’ndaki bir köşkte yemek yemeniz, Çamlıca tepesinden Boğaz’ı temaşa etmeniz mümkündür.

Kuru fasulye nerede yenir?

Tiranlı Köfteci Şaban’da yenir. İstanbul uzun süre kuru fasulyeye pek yüz vermemişse de, zamanla Anadolu İstanbul’a aktıkça ve esnaf lokantaları çoğaldıkça fasulye göze girmeye başlamış. Sirkeci Beyazıt civarında yoğunlaşan bu lokantalardan biri de Tiranlı Köfteci Şaban’dır. Ayrıca Süleymaniye’de Kanaat Lokantası, Fatih’de Hünkar Lokantası tercih edilebilir.

Çay ve pasta?

Sarıyer’in meşhur Karaköy Börekçisi, Yeniköy ve İstinye’nin Zeynelleri,  Emirgân Çınaraltı’nın çayı, Bebek’in badem ezmesi, Çengelköy pastaneleri,  Ayrıca çay içmek için Riyaziyeci İzzet Bey Sokağı’ndaki yalıdan çevrilen kafe: Güzelcehisar Cafe.

Balık nereden alınır? Kumkapı halinden alınır. Karaköy'e sandallarla getirilmektedir. Balıktan sonra mutlaka tahin helva yenmelidir.  Tahin helva Laleli-Fatih'te Koska, Eminönü'de Hacı bekir, Kadıköyde Cafer Erol, Beyoğlunda Üç Yıldız'dan alınır.

İstanbul’lu’nun bayram hediyesi

Bayramlarda hediye olarak baklava değil akide şekeri götürülür. Akidenin bugünkü şeklini oluşturan merhum şekerci Hacı Bekir’dir. Ayrıca Hafız Cemil Efendi’nin dükkanı da hâlâ Kadıköy’de hizmet vermektedir.

İstanbul’lu Mihrabad’da bülbülleri dinler

İstanbullu bülbül dinlemeye çıkar. İstanbul’da en çok bülbül dinlenen yer Mihrabad Koyu’dur. Ayrıca Küçük Çamlıca Parkı’ndaki korunun derinliklerinde, Çubuklu’daki Hidiv Kasrı’nın korusuna, Emirgan, İstinye ve Bebek’e gidilebilir.

İstanbul’lu’nun kokusu; Ağa caminin yanındaki eczaneden alınacak olan lavanta kokusu, has İstanbul hanımefendisi ve beyefendisinin kokusu Rebul kolonyasıdır.

 

Yorum (1) Yorum yaz!

BÜYÜKLERE MASALLAR MUTLULUK NEREDE

MUTLULUK NEREDE?

İnsanoğlu mutluluğu hep hor kullanıyormuş...

Hep şikayetçi hep bıkkınmış...
Bir gün melekler mutluluğu saklamaya karar vermişler.
    " Saklayalım, zor bulsunlar. Zor buldukları için belki kıymetini bilirler " diyerek  başlamışlar tartışmaya. Sorun büyükmüş.

 

Mutluluğu saklamak kolay değilmiş çünkü.

 

Kimisi;
   " Everest'in tepesine saklayalım " demiş,

 

Kimisi;


   " Atlas Okyanusu'nun dibine" demiş.


   "Tac Mahal'in kubbesi, Mekke sokakları, İtalyan sofrası, bir hastanenin yeni doğan odası,dondurma külahı, şarap şişesi,sigara paketi, lale bahçesi... "

 

Pek çok yer düşünmüşler ama hiçbiri yeterince zor gelmemiş...

Derken meleklerden biri "İÇLERİNE SAKLAYALIM " demiş.
   " Kimsenin aklına gelmez içine bakmak"

İşte o gün bugündür mutluluk insanın kendi içinde saklıymış...
Hiçbir mutluluk kolay gelmiyor. Kolay kolay gülmüyor insanın yüzü...
Emekte ve insanın içinde saklı mutluluk.

Ne başkasının ekmeğinde, ne başkasının evinde, ne de başka bir şeyde......

Bu yüzden gözünüz hep içeride olsun.

 (Yazıyı daha önce bir yerde okumuştum. Sizinle paylaşmak için  http://www.denizce.com sitesinden aldım. Ayrıca bu sitenin haftalık adı altında yazıları var bayağı hoşuma gitti.. Siteyi herkese tavsiye ediyorum.)

Yorum (yok) Yorum yaz!

İKİ SIFIR SIFIR YEDİ DUASI

İKİ SIFIR SIFIR YEDİ DUASI

 

İki sıfır sıfır altılı zamanlara, bu hafta veda ediyorum.Bir takvime göre, uzun görünen kısa birşeyin başlangıcı yakın.Madem öyle, ben de güzel dileklerde bulunurum. Adını "iki sıfır sıfır yedi duası" koyuyorum. Senin için.

Şöyle başlıyor: Bu yeni zamanda... şöyle devam ediyor: Sevdiğim kim varsa, kendim de dahil, sevebileceğim herkes de dahil...

Sağlığı iyi olsun.

Kalbi ritmini çalsın. Yanakları kiraz pembesi, dudakları bal olsun. Teni sıcak kalsın, enerjisi dışına taşsın. Ciğerlerinden nefes, midesinden gurultu, bacaklarından güç eksik olmasın.

Kanı bol olsun, damarlarında dönüp dönüp dolaşsın.

Sevdikleriyle birarada olsun. Kolu kollarına değsin, gözü gözlerinin içine baksın. Lafları birbiriyle başlasın. Nesi varsa, bölüşücek biri olsun; nesi yoksa, bulup getiricek biri olsun. Bu birileri az ama öz olsun. Bazıları dünyada tek olsun. Sevgisinin tamamını harcasın. Harcasın ki, ona büyük bir miras kalsın.

Sevmekten bıkıp usanmayacağı biri olsun. Onun yeri ayrı olsun. Onu soysun, başucuna koysun ama yalan uydurmasın. O herşeyine, her haline tek tanık olsun. Bir hareketiyle güldüren, bir hareketiyle ağlatan olsun. Duyguların hepsi onda olsun. Kalbi buna teslim olsun. Bütün şarkılar onu anlatsın. Aşık olsun, sırılsıklam olsun. Kurumasın.

Yapmaktan bıkıp usanmayacağı bir işi olsun. Başarının gerçek adının bu olduğunu unutmasın. İbadet eder gibi, bu keşfini hergün yeniden kutlar gibi, onu yapıp dursun. Yaptıkça daha iyi yaptığını görsün. Daha iyi yaptıkça bunu başkaları da görsün. O başkalarının bunu gördüğünü, dış gözüyle görsün, iç gözüyle işine baksın.

Neşesi bol olsun.

Kendini mutlu etsin, durduk yere neşelenmek nedir bilsin. İçinde birşey durup durup zıplasın. Duydukları, gördükleri onu gıdıklasın, kahkaha attırsın. Gürültü çıkarsın. Saçma şeyler söylesin. Çocuklukta en şımardığı ana, sık sık gidip gelsin. Nereye gidip geldiği bilinmesin.

Değiştirmek istedikleri değişsin.

İçte ve dışta, iyi günde ve kötü günde tadilat yapsın. Eskilerini atsın, ruhunu havalandırsın. Kapıda hep kamyonu dursun. Dilediği yere taşınsın. Kendinden taşınmak isterse, içindeki güç, dışındaki sevgi ona yardımcı olsun. Bileği, bütün alışkanlıklarıyla, bağımlılıklarıyla güreşsin.

Birşey ona sürpriz olsun. Günlerinden birgünü, bir pakete sarılı olsun. Açılınca, içinden hiç beklemediği güzel bir haber çıksın. Bu gün üçyüzaltmışbeş'ten herhangi biri olsun. Öylesine bir pazartesi, arkaya kavuşturduğu ellerinde, unutulmaz bir salı saklasın. Öyle tahmini mümkün olmayan birşey olsun ki bu, hayatın zekasını anlatsın.

Bir hayali gerçek olsun. Bir hayale gözünü yumsun. Peşinden koşup, onu sobelesin. Hayalini kendinden saklamasın. Bir çizgi filmde olduğunu, herşeyin mümkün olduğunu unutmasın.

Bu duayı okusun. Kendi sesiyle duysun. Duası gerçek olsun.

Her kelimesine şükretsin. Tek satırına nazar değmesin. Amin.

Nil Karaibrahimgil

 (Blog sahibinin notu; Bu kızcağızın yani Nil Karaibrahimgil'in şarkıları bazılarına saçma gelir ama ben nedense çok beğenirim. Bir sitede okuduğum bu dua da çok hoşuma gitti.. Yakınlarıma mail attım. Sizi unuturmuyum.. Sizde sitemden okuyunuz lütfen. Tüm dileklerim sizin için olsun. AMİİİİİİİİN)

Yorum (yok) Yorum yaz!

İSTANBUL KÜLTÜR GEZİLERİ

BÜYÜKŞEHİR BELEDİYESİ

KÜLTÜR A.Ş. TARAFINDAN DÜZENLENEN

KÜLTÜR GEZİLERİ

 

İstanbul'luyuz diyoruz ama,

İstanbul'un Kültür Değerlerinin ne kadarını tanıyabiliyoruz.  

İşte size bu imkanı sunuyorum.  

 

İSTANBUL Büyükşehir Belediyesi Kültür A.Ş. tarafından düzenlenen “İstanbul Kültür Gezileri” ne katılın derim. Kültür tarihçisi Dursun Gürlek ve Süleyman Zeki Bağlan'ın katılımıyla gerçekleşen geziler, Sultanahmet, Fatih, Galata, Süleymaniye, Eyüp, Üsküdar ve Yıldız'da yapılıyor. İstanbul’un kültürel mekânlarını tanıtan gezilerle kültürel değerlerin farkına varılması  ve duyarlılık oluşturulması hedefleniyormuş. Ağustos ve eylül aylarında devam edecek geziler; perşembe, cumartesi ve pazar günleri düzenleniyor. Meraklısına kayıtlar nereden diye sorabilirsiniz. www.kultursanat.org adlı internet sitesinden yaptırılabilir. Bu gezileri düzenleyenlerin ellerine sağlık, gezi boyunca bize hizmet veren genç arkadaşların ellerine sağlık, anlatanların dillerine sağlık, gezenlerin ayaklarına sağlık.  Teşekkürler Kültür A.Ş.

 

SULTANAHMET GEZİSİ

 

FATİH GEZİSİ

FATİH GEZİSİ

YILDIZ GEZİSİ

YILDIZ SARAYI TAVAN SÜSLEMESİ

SULTANAHMET GEZİSİ DİNLENME MOLASINDA

SULTANAHMET CAMİİ

YILDIZ SARAYI

Yorum (yok) Yorum yaz!

İSTANBUL'DA YAŞAYALIM MI SANATI OLUŞTURALIM HADİ...

İSTANBUL’DA YAŞAMA SANATI...

 İstanbul'dan bir görünümİstanbul'dan bir görünümİstanbul'dan bir görünümİstanbul'dan bir görünümİstanbul'dan bir görünüm

HALUK DURSUN’UN BU KİTABINI

HERKESE MUHAKKAK ÖNERİYORUM.

 

KENDİNİ NASIL TANITIYOR BİLİYOR MUSUNUZ KİTABININ BAŞINDA..

 ÇOK HOŞUMA GİTTİ..

 

“İSTANBUL’DA DOĞMADIM,

AMA İSTANBULLU OLDUM.

İSTANBUL’DA YAŞAYIP DA BİR TÜRLÜ İSTANBULLU OLAMAYANLARA,

BİR TÜRLÜ İSTANBUL’U YAŞAYAMAYANLARA

HEP ACIDIM, ONLARI HİÇ ANLAYAMADIM”

 İstanbul'dan bir görünümİstanbul'dan bir görünümİstanbul'dan bir görünümİstanbul'dan bir görünümİstanbul'dan bir görünüm

GERÇEKTEN DE BAZI ZAMANLAR ACABA İSTANBUL’LU OLABİLDİK Mİ

DİYE HEP DÜŞÜNÜRÜM..

 

HALUK DURSUN KİTABININ BİR YERİNDE DER Kİ..

 

“İSTANBUL ERGUVANLARININ, MİMOZALARININ ACIP AÇMADIĞINI İZLEMEK,

KASIM SAKALARININ GELİP GELMEDİĞİNİ,

BÜLBÜLLERİN ÖTÜP ETMEDİĞİNİ GÖZLEMEK,

BOĞAZDA LÜFER AVINA,

MEHTABA ÇIKMAK,

BİR ESKİ İSTANBUL TADINI YAKALAMAK İÇİN KÖŞE BUCAK DOLAŞMAK,

 BİR ESKİ İSTANBUL EFENDİSİNİN SOHBETİNE KOŞMAK,

İSTANBUL’UN ANIT AĞAÇLARININ ÖLÇÜSÜNÜ ALMAK,

 HALİÇTEKİ SON KAYIKÇIYI, SON BULGAR SÜTÇÜYÜ,

SON İSTANBUL BOSTANLARINDA NE EKİLDİĞİNİ TAKİP ETMEK,

 İSTANBUL SULARINI TATMAK,

İSTANBUL’DA GÜZEL SESLİ BİR MÜEZZİNİN EZANINA KULAK VERMEK,

Ayasofya(Hagisopia)İstanbul'dan bir görünümİstanbul'dan bir görünümSultanahmet'ten bir görünüm

RAMAZANDA BİR HAFIZ EFENDİNİN İSTANBUL USÜLÜ OKUDUĞU KURAN-I KERİM TİLAVETİNİ DİNLEMEK GİBİ  İSTANBUL’DA YAŞAMA SANATININ BÜTÜN GEREKLİLİĞİNİ YERİNE GETİRMEK”

 

NE GÜZEL BİR YORUM..

BEN SİZLERDEN YANİ,  YANİ AZİZ İSTANBUL’LULARDAN

BU KADAR DA ŞEY BEKLEMİYORUM... ÇÜNKÜ BU BİRAZ ZEVK MESELESİ.... HAYAT GAİLESİ İÇİNDE BUNLARI KUSURA BAKMAYIN

YAPAMIYORUM DA DİYEBİLİRSİNİZ.

 SİZ BUNLARI YAPAMIYOR OLABİLİRSİNİZ AMA BEN İSTANBUL’U SEVİYORUM VE BU KENTİN, YANİ  HER SEMTİ ÖMRE BEDEL KENTİN GÖRÜNTÜ ÇİRKİNLİĞİNE SON VERİLMESİNİ İSTİYORUM...

 

BEN BELEDİYE BAŞKANLARI YA DA YÖNETİCİLERDEN NE İSTİYORUM BİLİYOR MUSUNUZ?

 

NE OLUR SİZ YÖNETİCİLER,

 

ÖNCELİKLE EVLERİN DIŞ CEPHELERİNİ SEMT SEMT BİR RENGE BOYAYIN YADA BOYAMAYA ÖZENDİRİN.. PARASI VAR MI İNSANLARIN DEMEYİN. ADAM 5 KATLI EV YAPTIRMIŞ KİRAYA VERİYOR. NE OLUR 4 KATLI YAPTIRSAYDI DA BİR KAT PARASINI DIŞ CEPHESİNE AYIRSAYDI DA. BENİM GÖZÜME GÖRÜNTÜ KİRLİLİĞİ YAPMASAYDI...

 

MESELA;  BOĞAZI AÇIK UÇUK YEŞİL EVLERE BOYAYIN..

BOĞAZ KÖPRÜSÜNDEN AŞAĞI BAKARKEN KOYU YEŞİL AĞAÇLARIN ARASINDA AÇIK EVLER GÖRÜNSÜN..

 

BODRUM BEYAZA BOYANIYOR YA.. SİZDE BEYAZA BOYAYIN BAKALIM BİR KERE... BAK NASIL DA GÜZEL GÖZÜKECEK AZİZ İSTANBUL.  

 

BOĞAZLARDAKİ MİNARELERLE BİRLİKTE  RESSAM TABLOSU GİBİ OLSUN RENKLER. GİDEMEYENLERİ BİLE UZAKTAN MESTEDİN NE OLURSUNUZ.

 

 

MESE’LA BOĞAZ KOPRÜSÜNÜN İKİ AYAKLARINA DEV HEYKELLER KOYUN.. HELE O DEMİR YIĞINI GALATA KÖPRÜSÜNÜN BAŞINA İKİ ADET HEYKEL KOYUN. ÖRNEĞİN,  FATİH’İN ATLA ŞAHLANIŞ HEYKELİ GİBİ..

 

UÇTU BİZİMKİSİ DEMEYİN.

 BU KİTABI OKURKEN BENİMDE İÇİMDEN BÖYLE DUYGULAR GELDİ.

 

BELEDİYE BAŞKANLARIMIZ HEP KARDEŞ ÜLKELERE GİDER YA.

 GÜYA ORALARDAN ÖRNEKLER GETİRSİNLER DİYE.. AMA GETİRDİKLERİ ÖRNEKLERİN İÇİNDE BİRDE GÖRSEL SANATI  KOYSALAR..

 

MESELA PARİS’TE SİR ALEXANDIR PORT KÖPRÜSÜ DİYE BİR KÖPRÜ VAR.

İSMİNİ YANLIŞ TELEFUZ EDİYOR OLABİLİRİM. KÖPRÜ ALTIN RENGİ ÇOK HOŞ HEYKELLERLE İKİ UCU  BİRLEŞTİRMİŞTİ.

BEN ORAYI GÖRDÜĞÜMDE UKALALIK DEMEYİN SAKIN.. BİZİM BELEDİYE BAŞKANLARIMIZ BU KÖPRÜLERİ GÖRMEDİ Mİ DE GELİP O DEMİR YIĞINI GALATA  KÖPRÜSÜNÜ ORAYA YIĞDILAR DİYE HAYIFLANDIM.

 

HANİ DERLER YA.. İSTANBUL’U DİNLİYORUM GÖZLERİM KAPALI..

 

YOK AÇALIM GÖZLERİMİ, İSTANBUL’U SEYREDELİM GÖZLERİMİZ AÇIK...

 

İÇİNDE RENK RENK DIŞI GÜZEL EVLER, KÖPRÜLER OLSUN...

 Ulus'tan Bir GörünümKanlıca SahilBüyükdere'den Bir GörünümKanlıca Koyu

YAŞAMA SANATI BU İŞTE...

Yorum (1) Yorum yaz!

SOKRATES SAVUNUYOR

BU HAFTA ÇOK YOĞUNDUM.

GEREK KENDİ ÖRGÜ ÇALIŞMALARIM

(http://selamhayata.blogcu.com sitemdeki cd çantalarım,  dün canlı yayında yaptığım bir çantada örnek gösterilerek Derya Baykal'da bahsedildi.. Kimsesiz Çocuklara yararına yapacağım bu  çalışmaları örgü  sitemde yazacağım.)

 

GEREKSE OĞLUMUN OYUNLARIYLA YOĞUN BİR HAFTA GEÇİRDİM...

OĞLUMUN  9 YAŞINDAN BERİ OYNADIĞI TİYATRO ÇALIŞMALARINA DÜN BİR YENİSİNİ DAHA EKLENDİ... LİSELERARASI TİYATRO FESTİVALİNDE "SOKRATES SAVUNUYOR" ADLI OYUNU İLE  EN İYİ İKİNCİ OYUN, KENDİSİ DE EN ÖVGÜYE DEĞER ERKEK OYUNCU SEÇİLDİ...

BU OYUNUN BİR  HAFTALIK BİR OYUN DÜZENİ VAR İDİ... İKİ TANESİ MECİDİYEKÖY PROFİLO GÖSTERİ MERKEZİNDE OYNANDI... SON ÜÇ TANESİ İSE,

25 MAYIS 2007 CUMA GÜNÜ SAAT 13,00'DE KADIKÖY SAİNT JOSEPH'DE,

 27 MAYIS 2007 PAZAR GÜNÜ SAAT 13,00

ÜMRANİYE EYÜPOĞLU KOLEJİNDE,

12 HAZİRAN 2007'DE İSE

 ŞİŞLİ SAİNT MİCHAEL TİYATRO SALONUNDA OYNAYACAK.

MERAKLISINA DUYURULUR...

OĞLUM'UN ROL ŞANSI NEDENSE HEP KLASİK'LERDEN.

9-10 YAŞLARINDA HAMLET'İ OYNAMIŞTI..

ŞİMDİ DE SOKRATES'İ...

 

OĞLUM BİRGÜN DE BİZDEN AHMET, MEHMET'İ OYNA DİYORUM AMA...

HEYHAT KADER ONU ESKİ TARİHLERLE TEKERRÜR ETTİRİYOR..

İŞTE ONU TİYATROCU YETİŞTİRDİM. KIZIM 3 YAŞINDA PEK BİR OYNAK.. ONU DA ANADOLU ATEŞİNE KOYARIM ARTIK.. BENDEN BU KADAR 

Yorum (4) Yorum yaz!

ALAMANYA ALAMANYA DEDİK, GİTTİK GELDİK.

SEVGİLİ DOSTLARIM

İŞTE GELDİM, BURADAYIM.

FRANSA'NIN STRASBOURG KENTİ,

ALMANYA'NIN FRANFURT VE BERLİN KENTLERİNE

 15 GÜNLÜK GEZİ TURLARI YAPTIK..

MEMLEKETİMİZ GİBİSİ YOK DİYECEKTİM AMA ÖYLE TEMİZ, ÖYLE YAĞMURLU, KARADENİZDEN DAHA YEŞİL BİR MEMLEKETMİŞ Mİ MEĞERSEM ALMANYA...

HAYRAN KALMADIM DESEM YALAN OLUR.

OTOBAN KENARLARI BİR ORMAN.

BİZİM DOLMABAHÇE'NİN AĞAÇLI YOLUNA HAYRANDIM.

 TURİSTLER BURALARI GÖRMELİ DERDİM.

 MEĞERSE ORALARININ TÜM YOLLARI ORMANMIŞ...

 İSTER GÖRMEMİŞLİKTEN, İSTER BİLMEMİŞLİKTEN DEYİN NE DERSENİZ DEYİN HAYRAN OLDUM YOLLARINA, TOPLU TAŞIMASINA VE TRAFİK KURALARINA... İSTANBUL'DA ÇEKTİĞİMİZ SIKINTILAR TOPLU TAŞIMAYLA İLGİLİ DİYEMİDİR NEDİR TOPLU TAŞIMALARI BİNMEK GEZMEKTEN DAHA İLGİNÇ GELDİ..

VE DE ÖZELLİKLE KÖYLERİNE....

KÖY DEYİP GEÇEYİM DEDİM AMA GEÇEMEDİM.

BİZİM SAYFİYE YERLERİMİZDEKİ EVLER ORADA KÖY EVİ OLMUŞ...

BOL ANILI YAZILARIM İÇİN BENİ BEKLEYİN ANACIM BYE

Yorum (5) Yorum yaz!

SüperTeklif'e üye ol, sen de kazan!